28 Aralık 2007 Cuma
Yorgunlugun 7 Nedeni
Ozel Doktor ve Dis Hekimi Ucretlerine Zam
Rujda Kanser Riski
26 Aralık 2007 Çarşamba
Bayram Sonrasi Ekspres Diyet
Pekmez ve Faydalari
Mukemmel Guzelligin Sirlari
Dunya Saglik Orgutunun Tavsiye Ettigi Beslenme Rehberi
25 Aralık 2007 Salı
Ayda Kac Kilo Vermeliyiz?
Yesil Cay
Goz Kurulugu
Kansere Karsi Mandalina
Bobrek Tasi Agrisini Azaltmak
Yirmilik Dis Agrisi
Istah Kesmenin Yollari
19 Aralık 2007 Çarşamba
Bal oksurugu hafifletiyor
Migren ataklarini azaltmak mumkunmu?
Cok zayifim, nasil kilo alabilirim?
Bayram da seker hastalarina oneriler
17 Aralık 2007 Pazartesi
Suyun zayiflamaya etkisi
4 sorun ve 4 bitkisel cozumu
Deprasyon artiyor
Bayram detoksu
Reflu cocuklarda da gorulebilir
16 Aralık 2007 Pazar
Genel Saglik Linkler
13 Aralık 2007 Perşembe
Gunes gozaltlarini morartiyor
Kalsiyum eksikligi kramp nedeni
Hava kirliligi goz alerjisi yapiyor
Artik mat renkler moda
Astim ataklarini yuzerek azaltin
Radyo frekans erkekleri genclestiriyor
Agiz kokusuna tarcin
Kansere karsi 3 kara
11 Aralık 2007 Salı
Verem yeniden mi geldi?
C vitamini kilo vermek icin ideal
Sigarayi birakmak icin en uygun zaman
Sogan dogramak ruhu temizler
Lens kullanimi
Kalori harcamanin sirlari
Oksurugun ilaci bal
Kanserden koruyan besinler
Suyun Zayiflama Etkisi
8 Aralık 2007 Cumartesi
Gripten korunmak
Saglikli pisirme teknikleri
Diyet yapmanin kurallari
7 Aralık 2007 Cuma
Ayva ve Faydalari
Kisin neden kilo aliriz?
Andropoz nedir?
3 Aralık 2007 Pazartesi
Uykusuzluk - İnsomnia
Uykuya dalmakta zorlanıyor, sık sık uykunuz bölünüyor sabahları yorgun kalkıyorsanız, o zaman bu yazıyı mutlaka okumalısınız!
En sık rastlanılan uyku bozukluğu insomnia olarak bilinen uykusuzluk sorunudur. Sağlığımızı, yaşam kalitemizi, zihinsel ve fiziksel performansımızı son derece olumsuz etkileyen uykusuzluk sorununun çeşitli nedenleri olmakla birlikte genellikle endişe, korku ve depresyona bağlı olarak ortaya çıkmaktadır.
Ayrıca günlük hayatımızda gerek iş yerinde, gerek trafikte, gerek eş ve çocuklarımızla yaşadığımız stres, ekonomik sorunlar,
uzun çalışma saatleri, kendimize ve hobilerimize zaman ayıramamak ve en önemlisi zihinsel anlamda tam olarak dinlenememek ve rahatlayamamak da uykusuzluk sorununa neden olmaktadır.
Bu rahatsızlığı belirlemek için çeşitli biyokimyasal ve hormonal testlerden de yararlanılabilir. Çünkü uykusuzluğun psikolojik nedenleri olabileceği gibi çarpıntı, kabızlık, horlama, kalp hastalığı, sık idrara çıkma, kaşıntılı deri hastalıkları, sırt ve eklem ağrıları gibi fiziksel nedenleri de olabilir.
Ayrıca yaşlılık, alınan bazı ilaçların yan etkileri, kafein, alkol ve sigara tüketimi, geç saatlerde yeme alışkanlığı, vardiyalı işler, sevilen birinin ölümü, işten çıkarılma gibi beklenmedik olaylar da uykusuzluğa neden olabilir.
Eğer uykusuzluk sorunu birkaç haftadan fazla devam ederse ki uykusuzluk bir sonraki gece de aynı sorunu yaşayabilme endişesini beraberinde getirecektir. Bu durumda mutlaka bir doktora müracaat edilmelidir. Asla rastgele uyku ilaçları kullanılmamalıdır.
Uykusuzluğun Belirtileri
- Uykuya dalamama
- Uyku halini sürdürememe
- Sık sık uykunun bölünmesi
- Erken saatlerde uyanma
Uykusuzluğun Etkileri
- Yorgunluk
- Huzursuzluk
- Fiziksel ve zihinsel performans eksikliği
- Konsantrasyon güçlüğü
Hafıza zayıflığı
Kaza risklerinin artması
Uyku tetkiki nedir? Uykusuzluğun tanısını koyabilmek için uyku tetkiki (polisomnografi) yapılır. Polisomnografide beyin dalgaları (EEG, hastanın uyku kalitesini değerlendirmek için), göz hareketleri (uyku sırasında uyku evrelerini belirlemek için), kas gerginliği (çene, bacak), solunum hareketleri, solunan hava miktarı, vücut hareketleri gibi birçok parametre kaydedilir. Parametreleri kaydetmek için hastaya birçok eletrot takılır ve uyuması istenir.
Sebep Araştırlır Bu kayıtlarda uykuyu bozan faktörler araştırılır. Örneğin, uyku-apne sendromu olan bir hastada solunum durması, kandaki oksijen düzeyi değerlendirilir ve tedavi planlanır. Uykusuzluk yakınması olan her hastaya polisomnografi tetkiki yapılması gerekmez. Öykülerinde uykusuzluk sebebi olarak solunum bozukluğu veya uykuda kol bacak hareketleri olan hastalara tetkik mutlaka yapılmalıdır.
Uykusuzlukla Başa Çıkma Yöntemleri
- Sağlıklı ve dengeli beslenmek
- Düzenli egzersiz yapmak (özellikle açık havada)
- Masaj yaptırmak
- Yoga ve meditasyon gibi zihni ve bedeni rahatlatıcı faaliyetlerde bulunmak
- Uykusuzluğa neden olan fiziksel ya da psikolojik bir neden varsa derhal doktora gitmek
- Rastgele ilaç kullanmamak
- Sigara, alkol ve kafein tüketimine dikkat etmek ve sınırlamak
- Doktor tavsiyesiyle gereken vitaminleri almak
- Bitki çaylarından faydalanmak
- Banyo suyuna gül, ıhlamur gibi rahatlatıcı aromaterapi yağları eklemek
- İş stresini ve öfkeyi eve özellikle de yatak odasına taşımamak
- Evde akşam saatleri eş ve çocuklarla kaliteli dolu dolu zaman geçirmek
- Hobilere zaman ayırmak
- Radyasyon yaydıkları için televizyon, bilgisayar, müzik seti, cep telefonu gibi elektronik cihazları yatak odasından çıkarmak
- Odanın ne çok sıcak ne de çok soğuk olmamasına dikkat etmek
- Yatmadan önce yatak odasını havalandırmak
- Yatmadan önce korku filmi ya da rahatsız edici program ve tartışma konularını izlememek
- Yatmadan önce bir fincan rahatlatıcı bitki çayı ya da ılık süt içmek ve yanınızda su bulundurmak
- Yatmadan önce ılık bir duş almak, banyo yapmak
- Uykunuz gelmiyorsa uyumak için kendinizi zorlamayın
- Yatmadan önce sevdiğiniz türde keyifli bir kitap okumak
- Yatağınızın ayrıca gecelik ve pijamanızın rahat olmasına dikkat etmek
- Yatmadan önce hafif ve rahatlatıcı müzik dinlemek
- Yatmadan önce rahatlamanızı sağlamak için dua etmek
- Yatmadan önce cinsel aktivitede bulunmak
- Aynı saatlerde yatıp, aynı saatlerde kalkmaya özen göstermek
- Olabildiğince zihninizi boşaltıp güzel şeyler düşünmeye çalışmak
- Daha önce de belirttiğimiz gibi birkaç haftayı geçen uykusuzluk sorunlarında mutlaka konunun uzmanı olan bir doktora gidilmelidir.
2 Aralık 2007 Pazar
Zayiflatan bes yiyecek
Kara uzum ve guzellik
Bebek Yikamak
A vitaminini unutmayin
Glokom ve Tedavisi
Sasilik ve Tadavisi
Bobrek Nakli
24 Kasım 2007 Cumartesi
Bağışladığı Organ Alınırken Hayata Geri Döndü
ABD'de 21 yaşındaki Zack Dunlap, trafik kazası sonrası hastaneye kaldırıldı. İki gün yoğun bakımda kaldıktan sonra "beyin ölümü gerçekleşti" denilen genç, mucize eseri hayata döndü. Dunlap, hemşireler ölü bedenini organ bağışı için hazırlamaya başladığı sırada gözlerini açtı. Hastaneden bir yetkili "Hemşire de çok şaşırmış. Dunlap aniden koluna yapışmış" dedi. Hastayı yeniden muayene eden doktorlar, gencin bilincinin açık ve hayatta olduğunu gördü. Yeniden tedavi altına alan Dunlap'ın sağlık durumunun her geçen gün daha iyiye gittiğini belirten ailesi "Bu gerçek bir mucize" dedi.
Buyuk gogusler bel agrisina neden oluyor
Anne sutu IQ seviyesini artiriyor
Cilde en cok zarar veren etkenler
Guzelliginiz icin yararli yiyecekler
Dogal yontemler ile saglikli yasam
Saclariniz icin onlemler
Armut saglik deposu
23 Kasım 2007 Cuma
Sigara Erkeklerde Kellik Sürecini Hızlandırıyor
Tayvan’da yaş ortalaması 65 olan 740 erkek üzerinde yapılan araştırmada, günde en az bir paket sigara içiminin “orta düzeyde veya hızlı” saç kaybında önemli bir rol oynadığı tespit edildi.Migreni Olanların Beyinleri Farklı
Araştırmacılar, migreni olanların beyinlerinde, özellikle vücuttaki acıyı ve diğer duyusal bilgiyi işleyen korteks bölgesinde olmak üzere yapısal farklılıklar bulunduğunu ortaya koydu.Neurology dergisinde yayımlanan araştırmaya göre; uzun süredir migreni olan 24 kişi ile hiç migreni olmayan 12 kişinin beyinleri incelendi. Araştırmacılar, vücudun çeşitli yerlerindeki acı, temas ve sıcaklık gibi duyusal bilgileri algılayan somatosensori korteksin, migreni olmayanlara nazaran migreni olanlarda yüzde 21 oranında kalın olduğunu buldu. Ancak bu farklılığın mı migrene neden olduğu, yoksa migren nedeniyle mi farklılık oluştuğu konusunda net bir sonuca ulaşılamadı.
Araştırmayı yapanlardan Massachusetts Hastanesi doktoru Nouchine Hacikhani, yaptığı açıklamada, en büyük farklılığın, baş ve yüzden gelen duyusal bilgileri işlemekle sorumlu kortekste olduğunu söyledi. Hacikhani, bu çalışmanın, migren konusunun ciddiye alınması gerektiğini çünkü bunun beyinde değişikliklere neden olabileceğini gösterdiğini kaydetti.
Hacikhani ayrıca, bu farklılık ihtimallerinden birinin yinelenen ve uzun dönem duyusal alanların uyarılmasının korteksin zamanla kalınlaşmasına neden olması, diğer ihtimalin de migrene eğilimli kişilerin zaten kortekslerinin kalın olması olabileceğini ifade etti.
ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü araştırmacıları ise migrene, beyindeki belli hücreleri denetleyen genlerdeki kalıtımsal bozuklukların neden olduğunu öne sürüyor.
Bilim adamları uzun yıllardır, migren ile baştaki kan damarlarının genişlemesi ve daralması arasında bağlantı bulunduğunu ileri sürüyordu.
Kanserle Mücadelede Nanoteknoloji Çalışmaları
Bilim adamları, kanserle mücadelede kemoterapiye alternatif yöntem geliştirdi. Araştırmacılar, nano partikülleri kanserli hücrelerle savaşta kullandı.Dünyanın en önemli araştırma enstitülerinden MIT’den yapılan açıklamada, bilim adamları, ilaç taşıyan nano partikülleri kanserli hücrelere ulaştırabildi.
Buna göre, araştırmacılar, damardan enjekte edilebilen ve kan içerisinde yol alarak tümörlü bölgelere ulaşabilen çok amaçlı nano partiküller geliştirdi. Söz konusu süper manyetik partiküller, üzerlerine uygulanan elektro manyetik alan sayesinde, beraberinde taşıdıkları iyileştirici ilacı hastalıklı alana bırakıyor. Tanecikleri düşük frekanslı elektromanyetik alana maruz bırakmak, taneciklerin ısı yaymasına neden oluyor ve bu ısı da nano parçalar ile taşıdığı ilaç arasındaki bağı eriterek ilacı ortaya çıkarıyor.
Söz konusu manyetik dalgalar, radyo dalgaları gibi 350 ve 400 kilohertz arasında gönderiliyor ve vücuda zarar vermeden, vücudun içinden geçiyor ve sadece nano partikülleri ısıtıyor. Söz konusu parçalar, kanserli hücreleri manyetik rezonans cihazları ile daha rahat görünür hale de getiriyor.
21 Kasım 2007 Çarşamba
Bel sagligi icin
Istah kesmek icin yontemler
20 Kasım 2007 Salı
Ev hanimlari icin diyet
Sarimsak ve soganin faydalari
Uzun sure oturmak zararli
Kanserden koruyan diyet
Zayiflatan bes yiyecek
15 Kasım 2007 Perşembe
Kadınlar Daha Fazla Risk Altında !
Çin’de yapılan bir araştırma, sigara içen kadınlarda, amfizem ve kronik bronşit gibi akciğer hastalıkları görülmesi riskinin erkeklere göre daha fazla olduğunu ortaya koydu.Nanjing Tıp Üniversitesi’nden Dr. Fei Xu, akciğer hastalıklarının Çin’de ikinci sıradaki ölüm nedeni olduğunu kaydetti.
Araştırma kapsamında çeşitli akciğer hastalıkları olan 1743 kişi ile aynı sayıdaki sağlıklı insanın verileri karşılaştırmalı olarak incelendi. Araştırmada, incelenen erkeklerin yüzde 50’sinden fazlasının, kadınların ise yüzde 5,3’ünün sigara içtiği kaydedildi.
Araştırmada, az sayıda sigara içenlerdeki hastalık riskinin yüzde 40, orta dereceli içicilerde yüzde 55, ağır içicilerde ise yüzde 77 daha fazla olduğu saptandı.
Kadın sigara kullanıcılarının ise erkeklere göre yüzde 20 daha fazla risk taşıdıkları belirlendi. Bilimadamları, hastalık riskinin kadınlarda fazla olmasının nedeninin henüz bilimsel olarak ispatlanmış bir nedeni olmadığını belirttiler.
Türkiye, ‘Sağlık’tan Sınıfta Kaldı
OECD, 30 ülkenin sağlık sistemlerini inceledi. Raporda, Türkiye, hemen her kategoride listelerin en alt sıralarında yer alıyor. İlk göze çarpanlarsa Türkiye’de kişi başına sağlık harcamalarının azlığı ve bebek ölümü oranının yüksekliği.OECD ülkelerinde sağlık sistemi gelişiyor ancak kronik hastalıkların tedavisinde hala yapılması gerekenler var. Ekonomik işbirliği ve kalkınma teşkilatı OECD’nin son raporu özetle bunu söylüyor.
“2007: Bir Bakışta Sağlık” başlığını taşıyan raporda, 30 üye ülkenin sağlık sistemleri ve sağlık harcamaları karşılaştırıldı. ağlık sistemine ilişkin onlarca başlığın incelendiği rapora göre, kaliteyi sağlama adına en çok çalışan ülkelerin başında ABD geliyor. Ancak, ABD, “en iyi sağlık hizmetini sağlayan ülkeler” listesinde başarısını sürdüremiyor.
En Çok Harcamayı ABD, En Azınıysa TÜRKİYE Yapıyor
En büyük farklılıklarsa kişi başına sağlık harcamalarında. ABD’de kişi başına yıllık 6 bin 400 dolarla listenin tepesinde, Türkiye ise sadece 586 dolarlık harcamayla listenin en alt sırasında yer alıyor. Türkiye, bebek ölümleri, ortalama ömür, doktora gitme sıklığı, tıbbi tetkikler gibi pek çok başlıkta Meksika ve Macaristan’la birlikte listenin son sıralarını paylaşıyor.
Ancak örgüt 0’li yıllarla kıyaslandığında Türkiye’de bazı alanlarda gelişme sağlandığını da vurguluyor.
7 Kasım 2007 Çarşamba
Dejavu’nun Sorumlusu Bulundu Mu?
Yaşanılan bir olayı daha önceden yaşamış veya görülen bir yeri daha önceden görmüş olma duygusu “dejavu”nün, beynin bellek bölgesiyle ilgili olduğu ortaya çıktı.İnsanların yaşamadıkları, hayali olayları nasıl yaşamış gibi hissettiklerini bulmak için nörologlar, sağlıklı gönüllülerin beyinlerinin MR’larını çekti. Bilim adamları, MR sırasında gönüllüleri, yaşanmış ve hayali anılarıyla ilgili teste tabi tuttular ve bu test sırasında beynin etkin olduğu bölgeleri gördüler. MR sırasında, araştırmaya katılanların, çok emin olarak hatırladıkları konularda beynin yan altında bulunan, bir olayın çok belirgin ve somut birçok ayrıntısını hafızalayan lobdaki beyin faaliyetinde artış olduğu belirlendi.
Katılımcıların emin olduklarını söyledikleri, ancak hayali olduğu belirlenen olayları düşündükleri sırada, beynin üst bölgesinde bulunan ve ayrıntısız biçimde olayların yalnızca anafikrini belleğe alan bölgenin daha etkin olduğu gözlendi. Öncelikle bu bölümdeki anılarını düşünen kişilerin yanlızca kimi olayların genel hatlarını hatırlayabildikleri ve yanılabilecekleri ortaya çıktı.
Duke Üniversitesi’nden nörolog Dr. Roberto Cabeza, insan belleğinin bilgisayarınkine benzemediğini belirterek, insanların sık sık, yaşanmamış olsa bile kimi olayları geçmişte yaşadıklarını sanabildiklerini söyledi.
Cabeza, bu araştırmanın normal yaşlılık sürecinde bellekte oluşan değişikliklerin daha iyi değerlendirilmesi ve Alzheimer hastalığının erken tanısında yararlı olabileceğini bildirdi. Daha önce yapılan araştırmalar, yaşlanıldığında beynin genellikle kesin olayları hatırlama özelliğini genel izlenimleri hatırlamaktan daha hızlı yitirdiğini göstermişti.
Araştırma, Journal of Neurosciences adlı dergide yayımlandı.
Akciğer Kanserinin Gen Haritası Çıkarıldı
Araştırmacılar, akciğer kanserinin gen haritasını çıkarmayı başardı.Nature dergisinde yayımlanan araştırmada, 528 kanser tümörünün DNA’sını inceleyen bilim adamları, akciğer kanser tümörleri üzerinde genetik 50’den fazla anormalliği belirleyerek, bu kanserin gen haritasını oluşturdu. Araştırmada, 14. kromozomda bulunan daha önce gözardı edilmiş NKX2-1 geninin kanserden sorumlu olabileceği ortaya çıktı.
Harvard ve Massachusetts Teknoloji Enstitüsü bünyesindeki Broad Enstitüsü’nden Matthew Meyerson, bu incelemelerin akciğer kanserinin gen haritası konusunda benzersiz bir tablo çizdiğini söyledi.
Meyerson, bu çalışmanın başlıca temelleri ve akciğer hücrelerinin büyümesini denetleyen önemli bir genin fark edilmesini sağladığını, bunun akciğer kanserinin teşhisi ve tedavisinde yeni stratejileri değerlendirmenin yolunu açtığını vurguladı.
Araştırmaya imza atanlardan Eric Lander de “akciğer kanserinin genetik haritasının, bilinen bazı şeyleri doğrulayarak bu korkunç hastalığın sistematik bir tasvirini sağladığını, ancak bulmacanın birçok yerinin eksik olduğunu” söyledi.
Akciğer kanseri, diğer birçok kanser türünde olduğu gibi, DNA’daki değişikliklerin sonucu oluşuyor ancak bu değişikliklerin kaynağı ve biyolojik sonuçları halen büyük ölçüde bilinmiyor.
Yılda bir milyondan fazla kişinin yaşamını yitirmesine neden olan akciğer kanseri, dünyada en çok ölüme yol açan kanser türlerinin başında yer alıyor.
Kepek Sorunun Çözümü Bulundu
Uluslararası bilim adamları ekibi, kepeğe neden olan mantarın (fungus) genetik şifresini çözmeyi başardı.Yağ ve yağ üreten ölü hücrelerin kalıntılarından oluşan cilt yağı (sebum), saçın ve cildin korunmasına ve su geçirmez olmasına yarıyor, kurumasını, çatlamasını önlüyor. Şifresi çözülen globosa mantarının sadece 4 bin 285 genden oluştuğu ve insan gen sayısının 300’de biri sayısına sahip en basit organizmalardan biri olduğu anlaşılırken, bu mantarın, yaşam için temel olan kendi yağ asitlerini üretme yeteneği bulunmadığı ve bu nedenle insan cilt yağına bağımlı olduğu belirlendi.
Araştırmacılar, bu fungusun “lipase” adlı bir enzim üreterek kepeğe neden olduğunu, mantarın sebumu (cilt yağını) parçalamak için lipase adlı enzimi kullandığını ve böylece oleik asit denilen bir madde ürettiğini tespit etti. Bunun derinin en üst katmanına girdiği ve deri hücrelerinin hassas ciltlerde daha hızlı bozulmasını tetikleyerek kepeğe neden olduğu ortaya çıktı. Fungusun sekiz çeşit lipase ürettiği ve bunların her birinin proteininin yeni kepek tedavisi ilaçları geliştirilmesi için hedeflenebileceği düşünülüyor.
Araştırmacı Dr Thomas Dawson, bu mantarın gen haritasının çıkarılmasının, mantar ile insan etkileşimini anlayabilmek için harika fırsatlar yarattığını söyledi. Bilim adamları, 5 yıl önce globosa mantarının kepeğe yol açtığını keşfetmişti. Ancak bu ana kadar üretilen medikal şampuanlar, mantar enfeksiyonunu kontrol altına alırken, yüzde 100 sonuç alamıyor.
1 Kasım 2007 Perşembe
Hava Kirliliği Erken Doğum Riskini Artırıyor
ABD’de yapılan bir araştırma, büyük oranda motorlu araçların neden olduğu hava kirliliğinin, gebe kadınlarda erken doğum riskini artırdığını ortaya koydu.Uyku Hapı Sayesinde Komadan Çıktı
Bir uyku hapı, 20’li yaşlarındaki bir genç kızı altı yıllık komadan çıkarmayı başardı.Sihirli Kurşun İle Kanser Hücreleri Yok Edilmeye Çalışılıyor
İngiliz araştırmacılar sağlıklı hücrelere zarar vermeden kanserli hücreleri yok eden tedavi yöntemini insanlar üzerinde denemeye başlayacak. Sihirli kurşun adı verilen yöntem üzerinde 11 yıldır çalışılıyordu.Erkeklerde Cinsel Sorun, Sosyal Hayatı Etkiliyor
Psikiyatrist Dr. Levent Soylu, özellikle erkeklerin cinsel sorunlarının çok büyük bölümünün yanlış cinsel inanış, yanlış bilgilendirilme ve cinsiyet rollerinin sosyokültürel yansımaları ile ilgili olduğunu söyledi.Her 8 Kişiden Birinin Beyninde Anormallik Var
Hollanda’da yapılan bir araştırmada, sağlıklı her 8 kişiden birinin beyninde teşhis edilmemiş “anormallik” bulunduğu tespit edildi. İştahınızı Kesmek İçin Leptin Hormonu
Bir süredir zayıflama deneylerinde kullanılan leptin hormonunun, şişmanların iştahını kesmekte kullanılabileceği açıklandı.29 Ekim 2007 Pazartesi
Sigara İçen Annenin Çocuğunda Obezite Riski
Japonya’da yapılan bir araştırmaya göre, sigara tiryakisi annelerin, hatta sadece gebeliğin başında sigara içenlerin çocukları, diğerlerine göre, yaklaşık üç kat fazla obez olma riskiyle karşı karşıya bulunuyor.Sigara tiryakisi annelerin çocuklarının obezite riski artıyor. Profesör Zentaro Yamagata başkanlığındaki bir ekip tarafından yürütülen ve 1400 kadın ile çocuklarının 10 yaşına kadar izlendiği araştırmada, gebeliğin ilk üç ayında, hatta sadece en başında sigara içen annelerin çocukları, sigara içmeyen annelerin çocuklarına oranla 2,9 kez daha fazla obezite riskiyle karşı karşıya bulunuyor. Araştırmada ayrıca, annesi hamilelik döneminde kahvaltı etme alışkanlığı olmayan bir çocuğun kilo sorunuyla karşılaşma riskinin de 2,4 kez fazla olduğu ortaya çıktı.
Prof Yamagata, araştırma sonuçlarıyla ilgili olarak, “Sonuçlar, gebelik sırasında, hatta sadece en başında sigara içmenin, çocukların sağlığı üzerinde yaşamlarının uzun bir dönemi boyunca etkileri olabileceğini gösteriyor” diye konuştu. Araştırmacıların, gebelik sırasında kötü beslenen çocukların, doğumdan sonra gıda stoklayabileceği şeklinde bir spekülasyonda bulunabileceklerini belirten Yamagata, “Ancak, bunun doğru olup olmadığını bilmiyoruz. Önemli olan sigarayı bırakmak” dedi. Prof Yamagata, dünyada tütün kullanımı ile çocuk obezliği arasındaki bağı gösteren başka araştırmalar da bulunduğunu, ancak ilk kez bir grup çocuğun doğumundan 10 yaşına kadar bu araştırmanın konusu olduğunu söyledi.
23 Eylül 2007 Pazar
Ülserin Mucidinden Aşı Müjdesi
Ülserin nedenini bulan ve bu nedenle Nobel Ödülü kazanan Prof. Dr. Barry Marshall, Türkiye’ye geldi. “İkinci Nobel’i de geliştireceğim aşıyla almak istiyorum” diyen Prof. Dr. Marshall, ülser aşısının 3 yıl sonra insanlarda deneneceğinin müjdesini verdi.Türkiye’de her 10 kişiden 8’i, Avrupa’da ise her 10 kişiden 4’ü “Helikobakter Pylori” adlı bakteriyi taşıyor. “Helikobakter Pylori”; gastrit, mide ülseri, oniki parmak bağırsağı ülseri ve mide kanserinin en önemli nedeni olarak gösteriliyor. Bu bakteri, kirli içme suları sebze ve meyvelerle bulaşıyor. “Helikobakter Pylori”nin ülsere neden olduğunun saptayarak yüzyılın en önemli keşiflerinden birini yapan ve bu çalışması nedeniyle Nobel Tıp Ödülü kazanan Avustralyalı Prof. Dr. Barry Marshall, deneyimlerini Türk meslektaşlarıyla paylaşmak için Türkiye’ye geldi.
Bu önemli keşfi 25 yıl önce gerçekleştiren 55 yaşındaki Prof. Dr. Marshall, tezini kanıtlayabilmek için “Helikobakter” mikrobu içeren bir çözeltiyi içmekten de kaçınmadığını söyledi.
Doğal Yollarla Güzelleşmenin Sırları
Her alanda karşımıza çıkan doğal ürünler, son dönemde özellikle kozmetik ürünlerinin içeriklerinin de büyük bölümünü oluşturuyor. Buzdolaplarımızın vazgeçilmez besinleri, aynı zamanda inanılmaz birer güzellik silahına dönüşüyor.Özellikle zeytinyağı sadece yemeklere kattığı lezzetle değil tedavi edici özelliğiyle de biliniyor. İçindeki bakım yapan besin maddeleri, alerjik ya da çok hassas ciltler için bile rahatlıkla kullanılabildiğinden pek çok üründe yer alıyor. Zeytinyağı, kuru ciltlerin bakımının yanı sıra saç ve saç derisi bakımında da kullanılıyor. Zeytinin çekilmiş çekirdekleri de yumuşak bir cilt peeling'i için şimdilerde ürünlerde yer alıyor.
Üzüm suyu, pirinç, salatalık
Cilt yenilenmesinde etkili bir başka besin maddesi de pirinç. "Mikro-dermasion" peeling etkisiyle cildi pürüzsüzleştiriyor. Salatalık ekstresi ya da aloe vera ise cildi rahatlatırken aynı zamanda tazelik hissi veriyor.
Ve bal... Sadece benzersiz tadıyla sofralarımıza konuk olmuyor, aynı zamanda cilt kuruluğunda ve elastikiyet kaybında kadınların imdadına koşuyor. Eğer kendinizi günün stresinden arındırmak istiyorsanız, o zaman ölüdeniz tuzuyla kaybettiğiniz mineralleri yeniden kazanmanız da mümkün.
Magnezyum iyi uykuya birebir
Doktorlar sağlıklı kemikler ve kaslar için de günde en az 270 mg. magnezyum alınmasını öneriyor. Magnezyum ihtiyacını ayrıca yeşil sebze, balık ve fındık yiyerek de gidermek mümkün.
21 Eylül 2007 Cuma
Dikkat! Cep Telefonu Sağırlık Nedeni
Hintli kulak-burun-boğaz uzmanı Nareş Panda, işitme kaybının sebebinin uzun süre cep telefonu kullanımından kaynaklanan radyasyonun iç kulakta tahribata yol açması olabileceğini söyledi. Panda, araştırmanın teyit edilmesi için daha çok sayıdaki denek arasında yapılması gerektiğini vurguladı.
Kanserin Tedavisinde Sonlara Doğru Yaklaşılıyor
19 Eylül 2007 Çarşamba
Göktaşı Düşen Peru Köyünde Gizemli Hastalık
Peru’da küçük bir köyün sakinleri, geçen Cumartesi köy yakınlarına bir göktaşı düşmesinden bu yana gizemli bir şekilde bulantı ve baş ağrısından yakınıyor.Caranca köyünün bağlı olduğu Puno bölgesinin sağlık müdürü Jorge Lopez, köy sakinlerinin mustarip oldukları baş ağrısı ve bulantının, göktaşının açtığı kraterden gelen tuhaf kokudan kaynaklandığını belirtti.
Cumartesi büyük bir ateş topu şeklinde köy yakınına düşen meteorit, bölge halkının paniğe kapılmasına yol açan bir yer sarsıntısına da neden oldu. Krateri incelemeye giden 7 polis memuru da rahatsızlanarak, hastanede tedavi altına alındı. Yerel yetkililer, 30 metre çapında ve 6 metre derinliğindeki kraterden kaynar su çıktığını ve çevresinde kaya parçaları ile kül bulunduğunu belirterek, göktaşının düştüğü yere bir kurtarma ve uzmanlar ekibi gönderildiğini kaydettiler. Meteoritin düşüşünü anlatan görgü tanıkları da bir ateş topu gördüklerini ve alevler içinde bir uçağın düşmekte olduğunu düşündüklerini belirttiler.
Türk Hocamızdan Çok Önemli Buluş
Connecticut Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Nejat Olgaç, AA'ya yaptığı açıklamada, “Buluşumuz sadece kök hücre konusunda değil, aynı zamanda tüp bebek ve klonlama sahalarında da çok etkili ve pratik klinik uygulamaları beraberinde getirecek” dedi.
Olgaç'ın verdiği bilgiye göre, rotasyonel-titreşimli hücre delici “Ros-Drill” olarak isimlendirilen bu buluş sayesinde araştırmacılar, fareler üzerinde yapılan biyolojik testlerde oldukça “hızlandırılmış, yüksek hassasiyette ve otomatik duruma getirilmiş tüpte” yavru yetiştirme ve klonlama sonuçları gözlemlediler.“ Bu buluş kök hücre çalışmalarında çok kritik bir açığı kapatmakta” diyen Olgaç, yeni teknolojinin laboratuar çalışmalarını son derecede hızlandıracağını bildirdi.
Olgaç, çalışmalarının teknoloji ağırlıklı özetini geçen ay “Journal of Biomedical Microdevices” adlı bilim dergisinde yayınladığını söyledi. Olgaç, buluşunu bu yıl mart ayında Connecticut'ta düzenlenen uluslararası kök hücre konferansında da tanıttığını ve aralarında dünyada ilk kez koyun klonlaması yapan Prof. Dr. Ian Wilmut'un da bulunduğu araştırmacıların yeni yöntemin son derece değerli bir katkı olduğunu ifade ettiklerini dile getirdi.
Konuyla ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
17 Eylül 2007 Pazartesi
Boğulmada İlkyardım
Katı cisimle oluşan ancak tam tıkanmanın gerçekleşmediği boğulmada kişinin kendi refleksleriyle sorunu halletmesi beklenir. Çünkü müdahale edilirse tıkanıklık artabilir, bu nedenle kişiyi sakinleştirip öksürmeye teşvik etmek en doğru yaklaşımdır.Ancak tam tıkanma varsa hastanın arkasında durup bir elle göğsünü destekleyerek öne eğilmesini isteyin. Diğer elinizin topuğuyla hastanın kürek kemiklerinin ortasına 5 kez kuvvetle vurun. Tıkanıklık açılmaz ise Heimlich manevrasına geçmek gerekir.
Heimlich Manevrası
- Hastanın arkasına geçip sarılın
- Bir elinizi yumruk yapıp hastanın göğüs kemiği ile göbeği arasına yerleştirin. Diğer elinizle bu yumruğu tutup 5 kez içe ve yukarı doğru ani baskı uygulayın
- Tıkanıklık açılınca işlemi durdurun
- Heimlich manevrası iç organlara zarar verebileceği için dikkatli olunmalıdır Hastayı sağlık kuruluşuna yönlendirin
- Tekrar sırta vurun
- Bu işlemleri 5’er kez olacak şekilde dönüşümlü olarak tekrarlayın
- Bilinç kapanırsa temel yaşam desteği uygulayın
Mümkünse kişiyi suya girmeden kurtarın. (Elbisesinden çekin, can simidi, ip vb.. atın) Boğulmakta olan kişi panik içinde kendini kurtarmak isteyenlere sarılır ve onu da boğabilir. Ancak özel eğitimi yani cankurtaran lisansı bulunanlar suya girip boğulan kişiyi kurtarabilirler.
Bilinç Açıksa
- Kanaması varsa tampon yapın. Kırık varsa hareket ettirmeyin
- Sudan yatay halde çıkarın
- Kurulayın, ısıtın
- Ambulans çağırın
- Sudan hemen çıkarın veya sudayken suni solunuma başlayın
- Ambulans çağırın
Solunum normalse
- Kanaması varsa tampon yapın
- Kırık varsa hareket ettirmeyin
- Sudan yatay halde çıkarın
- Kurulayın, ısıtın
- Ambulans çağırın
16 Eylül 2007 Pazar
3 Boyutlu Yüz Tarama ile Hastalıklara Erken Teşhis
15 Eylül 2007 Cumartesi
Cep Telefonları Kanser Riski Taşıyor
İngiltere’de hükümet ve iletişim endüstrisinin birlikte yürüttüğü 6 yıllık araştırmanın sonucunda, kısa sürede cep kullanımının kansere yol açma ihtimali olmadığı belirlenirken, uzun dönemde bu riskin “göz ardı edilemeyeceği” vurgulandı.
Uzun dönemde cep telefonu kullanımı ve kanser riskini araştırmak için yürütülen “Mobil Telekomünikasyon ve Sağlık Araştırma Programı”nın 10 yıla uzatılması kararlaştırıldı. Ayrıca 6 yıllık program sırasında araştırılmayan cep telefonu kullanımının çocukların sağlığı üzerindeki etkilerinin de araştırmaya dahil edilmesi kararlaştırıldı.
Söz konusu 6 yıllık program sırasında cep telefonları ve baz istasyonlarının sağlıkla ilgili etkileriyle ilgili 23 araştırma yapıldı. Araştırma ekibi, cep telefonu kullananlar arasında beyin ve kulak (akustik nevroma) kanserine yakalanmada küçük bir artış görüldüğünü, “bunun istatistiksel olarak önemli olma ile olmama arasındaki sınırda bir bulgu olduğunu” kaydetti.
Sonuçları açıklamak için basın toplantısı düzenleyen araştırma programının başkanı Lawrie Challis, araştırmaya katılanlardan çok azının 10 yıl ya da daha uzun süre cep telefonu kullanmış olduğunu belirtti ve kanserin normal olarak 10 ila 15 yılda ortaya çıkan bir hastalık olduğuna dikkati çekti. Challis, bu nedenle, bu aşamada cep telefonu kullanımı nedeniyle, “Birkaç yıl içinde kanser ortaya çıkma ihtimalini reddedemeyiz” dedi. Şimdi tavsiyede bulunmanın hükümete düşen bir görev olduğunu belirten Prof. Challis, daha fazla araştırma yapılması gerektiğini kaydetti.
İlk başlarda sigara ile akciğer kanseri arasında ilişki kurulmamış olduğunu hatırlatan Challis, buna rağmen genel olarak cep telefonlarının önemli bir sağlık riski oluşturmadığına ilişkin kanıtın “yeterince güven tazeleyici” olduğunu söyledi.Çocukların radyo frekansının yaydığı radyasyona karşı yetişkinlerden daha hassas olabileceğine işaret eden Challis, Danimarka, Finlandiya, İsveç ve İngiltere’de 200 bin kişiyi kapsayan ikinci bir araştırma yapmakta olduklarını söyledi.
Karpal Tünel Sendromunu Duydunuz Mu?
- Eğer sağlık durumunuz semptomlarınızın oluşmasına neden oluyorsa, kan testi,
- Sinyallerin, median sinire normal bir şekilde ulaşıp ulaşmadığını öğrenebilmek için sinir sistemi testi yapılmasını,
- Karpal tünelin büyüklüğünü, şeklini ve bazı özel durumlarda, boynunuzun durumunu değerlendirmek için röntgen çekilmesini isteyebilir.
13 Eylül 2007 Perşembe
C Vitamini Kanseri Engelliyor
ABD’nin Baltimore kentindeki Johns Hopkins Üniversitesi’nde yapılan araştırmada, C vitamini ve diğer antioksidanların “HIF-1” adı verilen proteini nötralize ederek, bazı kanserli tümörlerin gelişimini engellediği belirlendi.1 Ağustos 2007 Çarşamba
Araştırmacılar Kanser Yapan Geni Etkisiz Hale Getirmeyi Başardılar
Amerikalı bilim insanları kanserli hücrelerin çoğalmasını önleyen, ama bununla da kalmayıp hasta hücrelerin tamamını yok eden bir yöntem geliştirdi.ABD’nin en saygın bilimsel kurumlarından Stanford Üniversitesi uzmanları, kanserli hücrelerin kendi kendine yok etmesini sağlayan bir yöntem geliştirdi. Karaciğer, bağırsak ve ilik kanserleri başta olmak üzere kanser vakalarının yüzde 70’inde, bir gen mutasyona uğrayarak Myc adında bir proteinin aşırı salgılanmasına neden oluyor. Bu protein de kanserli hücrelerin normalden hızlı bölünmesine neden oluyor. Dolayısıyla kanser hızla yayılıyor.
Ama Myc proteininin salgılanmasını sağlayan gen etkisiz hale getirildiğinde hem hücre bölünmesi duruyor, hem de hücreler kendi kendini yok ediyor. Araştırmayı yöneten Doktor Dean Felsher “Bölünme durunca, tam tersi yönde bir gerileme yaşanıyor” açıklamasını yaptı.
İnsan deneyleri başlıyor
Ulusal Bilimler Akademisi’nin dergisinde de yayınlanan araştırma ilk aşamada fareler üzerinde yapıldı. Deney fareleri üzerinde genetik oynama yapılarak Myc proteini tarafından tetiklenen bir kanser çeşidiyle doğmaları sağlandı. Myc proteinini salgılayan genin antibiyotikle bloke edilmesi de yine genetik olarak ayarlandı. Dolayısıyla farelere antibiyotik verildiğinde gen etkisiz hale geldi ve kanserli hücrelerin tamamen yok olduğu görüldü. Bilim insanları şimdi insanlar üzerinde denemelere başlayacak.
Yazıcı mürekkepleri sigara kadar tehlikeli
Avustralya’da yapılan bir araştırma ofislerdeki gizli bir tehlikeyi ortaya çıkardı. Farklı markalardan 62 yazıcının insan sağlığı üzerindeki etkisini inceleyen uzmanlar, bunların akciğer sağlığına büyük zarar verdiğini ve kanser riskini artırabileceğini ortaya koydu. Queensland Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre yazıcıların yüzde 30’u havaya tehlikeli toner parçacıkları saçıyor. Bu parçacıklar akciğere yerleştikleri zaman sigara kadar kanserojen etki gösteriyor.
Alkol, Bağırsak Kanseri Riskini Artırıyor!
İngiltere’de yapılan bir araştırma, her gün az da olsa şarap ya da bira içmenin bağırsak kanserine yakalanma riskini artırdığını ortaya koydu.Güneşlenirken Cilt Kanseri Olmayın
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, ''Cilt kanserlerinin yüzde 80'i uzun süre güneşe maruz kalan bölgelerde görülmektedir'' dedi.Prof. Dr. Yorulmaz, bronzlaşma ile derinin güneşin ultraviyole ışınlarının vücuda zarar vermesini engellemeye çalıştığını söyledi.
Güneşin, vücuda D vitamini sağlama, mikropları öldürme, psikolojik olarak iyilik verme gibi faydaları bulunduğunu vurgulayan Yorulmaz, "Ancak uzun süre ve korunmasız bir şekilde güneş altında kalındığında cilt kanserinden güneş yanıklarına, lekelerden erken yaşlanmaya kadar pek çok soruna yol açabilmektedir" dedi.
Güneşe doğrudan maruz kalmanın dışında, güneş ışınlarının su yüzeyi, kum ve betondan da yansıyarak insanları etkileyebildiğini belirten Yorulmaz, şunları kaydetti:
"Güneş yanıkları ve güneş alerjileri, güneş ışınlarının kısa zamanda ortaya çıkan zararlı etkileridir. Uzun dönemde ortaya çıkan en kötü sonuç cilt kanserleridir. Güneş yanıkları ve alerjileri güneşe maruz kaldıktan birkaç saat ile birkaç gün içinde ortaya çıkan kızarıklık, şişlik, ağrı, içi su toplayan kabarcıklar ve soyulma ile gözlenmektedir.Özellikle çocuklarda ve açık tenli insanlarda bu zarar çok daha yüksektir. Cilt kanserlerinin yüzde 80'i uzun süre güneşe maruz kalan bölgelerde görülmektedir. Güneş yanıkları güneşe maruz kalınmasından sonra 2-4 saat içinde başlayan bir kızarıklık, yanma hissi ile başlar, 24 saat sonra yanığın şiddetli ise su dolu kabarcıklar ortaya çıkar. Ağrı, kaşıntı ve yanma hissi artar."
Güneş yanığı oluştuğunda ne yapılmalı?
Prof. Dr. Yorulmaz, güneş yanığı üzerine asla diş macunu, yoğurt ya da yağlı merhemler gibi maddelerin sürülmemesi gerektiğini söyledi.
Ağrı için 2-3 gün basit bir ağrı kesici kullanılabileceğini bildiren Yorulmaz, su kabarcıkları varsa patlatılmamasının faydalı olacağını bildirdi.
Ağrı ve sıcaklık hissi için günde 3-4 kez nemlendirici krem sürmek, soğuk banyo, soğuk su ile ıslatılmış bezleri yanık yerine koymanın da doğru bir davranış olacağını ifade eden Yorulmaz, güneş yanığı oluştuğunda yapılması gerekenleri şöyle anlattı:
"Güneş yanığı olduğunda su kaybı artmıştır. Bu nedenle daha çok su içilmelidir. Su kabarcıkları patlamış ise üzerindeki ölü deri temiz küçük bir makasla temizlendikten sonra antibiyotikli pomat kullanılabilir. Yanık deri çok temiz tutulmalıdır. Güneşin zararlarından korunmak için ultraviole ışınlarının en şiddetli olduğu sabah 10.00 ve öğleden sonra 16.00 saatleri arasında güneşten uzak durmak doğru olacaktır. Güneşe çıkmak zorunda kalındığında geniş kenarlı şapka, bol, pamuklu kumaştan yapılmış hafif giysi giyilerek dışarı çıkılmalı, şiddetli güneş ışınları gözlerde katarakta yol açabileceğinden mutlaka UV korumalı güneş gözlüğü ve mutlaka güneş koruyucuları kullanılmalıdır. Giysilerin cildi güneş ışınlarından tümüyle korumadığı unutulmamalıdır."
Altı aylıktan küçük çocukların cildi çok daha hassas olduğundan ,titanyum dioksit içeren güneş koruyucuları kullanılmalısı ve ancak yine de mümkün olduğunca bu yaş bebeklerin yazın sabah 10.00 ve akşam 17.00 saatleri arasında güneşten uzak tutulması gerektiğini belirten Yorulmaz, 6 aylıktan büyük bebeklerin güneşten koruyucu krem veya losyonlar sürülerek 5-10 dakika sürelerle günde 2-3 kez geniş kenarlı bir şapka ve pamuklu, bol ve hafif bir giysi ile güneşe çıkarılabileceğini söyledi.
28 Temmuz 2007 Cumartesi
Alzheimer'a çare bulundu!

Alzheimer artık kader değil. Yeni bulunan yöntemlerle hastalığın beyinde oluşturduğu tahribat onarılabilecek.
İskoç bilim adamları, alzheimer hastalarını tedavi edebilecek ve hastalığın beyinde yarattığı tahribatı onararak hafıza kaybını tersine çevirebilecek bir yöntem geliştirdi. Alzheimer hastalarının beyinlerinde, amiloid olarak adlandırılan zehirli bir proteinin biriktiği ve bu proteinlerin beyinde hafıza ve düşünme gibi işlevlerden sorumlu sinir hücrelerine yapışarak onları öldürdüğü biliniyor.
Hafıza kaybı sürecini tersine çeviriyorGeliştirdikleri kimyasalın zararlı amiloid proteinlerine yapışarak etkisiz hale getirdiğini ve bu proteinlerin, beyin hücrelerini tahrip etmelerini önlediğini kaydeden araştırmacılar, kimyasalın hafıza kaybı sürecini tersine çevirebildiğini vurguladılar. Kimyasalın insanlar üzerinde kullanılabilecek bir ilaç haline getirebilmesi için 3 yıllık bir çalışma gerekiyor.
Kan ve Doku Uyumu Olmadan İlk Nakil

Gerçekleştirdiği böbrek nakli sayısı ve yakaladığı başarı oranıyla Avrupa'nın ''bir numarası'' olan Akdeniz Üniversitesi Organ Nakli Merkezi, 20 Temmuz'da Hepatit C'li bir hastaya yapılan kan ve doku uyumsuz böbrek nakliyle dünya literatürüne girdi. 10 yıldır böbrek rahatsızlığı yaşayan, yedi yıldır da Hepatit C tedavisi gören 43 yaşındaki Seydi Aydıroğlu'na, 49 yaşındaki eşi Orhan Aydıroğlu'ndan böbrek nakli gerçekleştirildi.Naklin ardından geçen bir hafta içinde yavaş yavaş sağlığına kavuştuğunu belirten Seydi Aydıroğlu, hasta olduğu süre içinde en çok su içmeyi ve yemek yemeyi özlediğini söyledi. Prof. Dr. Alper Demirbaş, Seydi Aydıroğlu ve eşi Orhan Aydıroğlu arasında kan ve doku uyumu olmadığına dikkati çekti. Demirbaş, ''Yaptığımız araştırmalara göre dünyada literatüründe ilk defa, kan grupları, dokuları birbirine uymayan ve alıcının Hepatit C hastası olduğu bir nakli gerçekleştirdik'' dedi.
Naklin gerçekleştirildiği Seydi Aydıroğlu'nun sağlık durumunun gayet iyi olduğunu belirten Demirbaş, hastanın böbrek fonksiyonlarının iyi düzeyde olduğunu ve önümüzdeki günlerde taburcu edilebileceğini ifade etti. Alper Demirbaş, bu vakanın kan grubu uyumu olmadan Antalya'da yapılan üçüncü canlı vericili nakil olduğunu belirterek, ''İlkini üç ay önce, ikincisini 2,5 ay önce yaptık. Daha önce yaptığımız nakillerde de sorun çıkmadı. Hastalar normal böbrek fonksiyonlarıyla yaşamaya devam ediyorlar'' diye konuştu.Demirbaş, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Kan grubu uyumu olmadan yapılan canlı vericili böbrek nakilleri, ailede kan grubu uyan verici olmadığı zaman son seçenek olarak uygulanan bir yöntem. Bu yöntemin bir maliyeti vardır. Özel ekipman gerekmektedir ve bu ekipmanı bazı firmaların bağışlarıyla sağladık. Ayrıca kan grubu uyumsuz nakillerde kullanılan başka bir ilaç gerekiyor. Bunun izni için Sağlık Bakanlığı ile istişarelerimiz devam ediyor.
Sağlık Bakanlığı'ndan, ilacın kullanılabileceğine dair üç hasta için de izin aldık.'' Kan grubu uyumsuz nakillerde kullanılan ilacın yan etkilerinin olduğu yönündeki söylemin gerçeği yansıtmadığını bildiren Demirbaş, bu ilacın başka hastalıklarda da kullanılabilen tek dozluk bir ilaç olduğunu söyledi. Demirbaş, kan grubu uyumsuz nakillerde kullanılan bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçların normal kan grubu ve doku uyumlu nakillerde kullanılanlardan farkı olmadığını belirtti. Demirbaş, şöyle dedi: ''Ailelerinde kan grubu uyumu olmadığı için böbrek nakli yapılamayanlara sesleniyorum. Bize başvursunlar. Bu ameliyatlara başladık ve devam edeceğiz. İlk sonuçlarımız oldukça yüz güldürücü, kaldı ki Avrupa'da da bazı büyük merkezlerde yapılmaya başlandı. Onların da sonuçları aynı şekilde.''
Bekleyen 30 Hasta Var
Demirbaş, kan uyumsuz nakil için Sağlık Bakanlığı'ndan izin bekleyen 30 hasta bulunduğunu, bakanlığın bu hastalara tek tek izin verdiğini de bildirdi. Her hasta için özel izin alındığını belirten Demirbaş, şunları söyledi: ''Sağlık Bakanlığı'nda bu konuda olumlu gelişmeler yaşanıyor. Kendi kurullarında bu konuya sıcak baktıklarını belirttiler. Sağlık Bakanlığı hastaların tümüne onay verirse canlı vericili böbrek nakli oranının yüzde 15-20 artacağını düşünüyoruz.'' Operasyonun maliyetinin yüksek olduğunu belirten Demirbaş, operasyon maliyetlerinin bir sosyal güvenlik kurumu tarafından karşılanması gerektiğini ifade etti. Prof. Dr. Demirbaş, ''Ameliyat maliyetinin yüksek olmasına karşın, uzun dönemde sonuçlar diyaliz maliyetlerinin altında'' dedi.