14 Eylül 2011 Çarşamba

Sahurda Ne Yemeli?


Ramazan Ayı geldi, hoşgeldi! Ama yazın en sıcak aylarına denk geldi. Dolayısıyla hepimizin kafasını ”bu sıcakta 16 saat aç, susuz durulur mu?” sorusu kurcalıyor. Malum vücudumuzun yaz aylarında fazla su kaybına bağlı olarak su ihtiyacı da artıyor.
 Öncelikle şunu unutmayın ki sahur yemeği, kişiyi gün boyunca aç kalacağı oruca hazırlar. O nedenle kesinlikle sahuru atlamamak gerekir. Sahur, gece oldukça geç saatlerde yenilen bir öğün. Uzmanlar akşam yemeğini en geç saat 7’de bitirmemizi önerirken, Ramazan ayında gecenin 3-4 lerinde yemek yemek zorunda kalıyoruz. Durum bu iken, sahurda yediğimiz besinleri vücudumuza en az zararı verecek şekilde seçmeliyiz, dengemizi bozmamalı, vücudumuzu zorlamamalıyız. Amacımız, kan şekerimizi oldukça yavaş bir biçimde değiştirmek, ani fırlamaların önüne geçmek.
Sahurda uzak durulması gereken besinlere değinirsek;
-Ağır, kızgın yağda pişmiş kızartmalar. (özellikle patates kızartması çabuk acıktırır)
-Unlu mamüller, hamur işleri.
-Turşu, sirke gibi bol ekşili yiyecekler.
-Ayran gibi bol tuzlu içecekler.
-Bol acılı, baharatlı yemekler. (acı ve baharat acıkmanızı kolaylaştırır)
-Şerbetli tatlılar.
-Sucuk, pastırma, sosis, salam gibi sakatatlar.
Sahurda neler yemeli?
Öncelikle hızlı ve kısa sürede yemeği bitirmeyin. Yavaş yavaş, keyif alarak yemeye çalışın.
16 saat aç kalacağınız için mümkün olduğu kadar tok tutacak yiyecekler tercih etmelisiniz. Tokluğu sürdürecek olan besinler, protein grupları ve kompleks karbonhidratlar denilen, sindirimi ve emilimi uzun süren gıdalardır. Yani kepek, çavdar, yulaf, esmer pirinç gibi..
Beyaz ekmek yerine kepek ekmeği tüketin.
Protein ağırlıklı besinler uzun süre tok tutar. O nedenle özellikle saf protein içeren yumurta başta olmak üzere; et, süt, yoğurt, peynir gibi proteinden zengin ürünler tüketmeye özen gösterin.
Kurubaklagiller, kepekli makarna, esmer pirinç gibi tok tutacak besinlere yönelin.
Sebzeyi sofranızdan kesinlikle eksik etmeyin!
Börek tüketecekseniz sebzeli tercih edin. 
Su ihtiyacınızı komposto, hoşaf gibi içeceklerle giderin.
Meyve suları yerine, meyveleri taze tüketmeyi tercih edin.
Tatlı tercihinizi sütlü, hafif tatlılardan yana kullanın.
Fındık, fıstık, badem, ceviz gibi kuruyemişler, vücuttaki insülin oranını dengede tutmaya yardımcı olur. Acıkmayı geciktirir. Yemekten sonra atıştırmalık olarak yiyebilirsiniz.
Yemekte bol salata tüketirseniz, tatlı yeme isteğinizi de baskılamaya yardımcı olursunuz.
Yemeğin üstüne dilerseniz 1 bardak süt içebilirsiniz. Hem rahat uyku uyumanızı, hem de tokluğu sürdürmenizi sağlar.
İmsak vaktine kadar bol bol su tüketmeye özen gösterin.
Gün boyunca aç kaldınız, iftarda doğal olarak bir anda çok yemek yemek isteyeceksiniz. Fakat bu çok sakıncalı olabilir, yani kan şekerinizi aniden yükseltmek vücudunuza zarar verir.
İftarda orucunuzu öncelikle suyla, ardından da sıcak/soğuk bir çorbayla açabilirsiniz. Çorba midenizi yemeğe hazırlar.
Sahurda da olduğu gibi yine fazla yağlı besinlere yüklenmeyin. Çünkü saat 7-8 den sonra tüketilen besinleri vücut yakmakta zorlanır. Ramazan sonunda kilo almak istemiyorsanız bunu aklınızda bulundurun.
İftardan 1-2 saat sonra aralıklarla meyve tüketin. Ve tabi ki bütün gün susuz kalan vücudunuza asıl istediğini verin; su için! Unutmayın ki su bu sistemin has elemanı.
Yemekten 1-2 saat sonra hafif tempolu yürüyüş yaparsanız hazmınızı kolaylaştırmış, kalorilerin bir kısmından kurtulmuş olursunuz.
İşte tüm bu püf noktalarını göz önünde bulundurarak iftar ve sahur mönülerinizi hazırlarsanız, Ramazan’ı vücudunuzu fazla zorlamadan atlatabilir, hatta detoks fırsatına bile çevirebilirsiniz. Unutmadan, iftardan sonra ve sahurda her fırsatta su içmeyi sakın ihmal etmeyin.
Hepinize güzel, mutlu bir Ramazan ayı diler, orucunuzun kabul olmasını temenni ederim.. :)
Read more ...

Yazın Aşırı Makyajdan Kaçının


Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayyar Cantürk, sıcağın alerjik reaksiyonlara neden olabileceğini söyleyerek, “Güneş altında uzun süre kalındığında kullanılan makyaj malzemeleri ciltte istenmeyen lekelere neden olabilir. Mümkün olduğunca bu sıcaklarda daha az makyaj yapılmalı” dedi.

Güneşin zararlı ışınlarından mümkün olduğunca korunmamız gerektiğini belirten OMÜ Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayyar Cantürk, cilt sağlığı için bilinçli davranılması gerektiğini dile getirdi. Güneşin dik olduğu zamanlarda makyajla dışarı çıkıldığında ciltte kalıcı lekeler oluşabileceğini kaydeden Prof. Dr. Cantürk, “Sıcak havalarda derideki nem oranı arttığı için deride isilik, kızarıklık meydana gelir. Sıcak alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Uzun bir süre güneşte kalındığında makyaj malzemeleri istenmeyen lekelere neden olur. Bu nedenle mümkün olduğu kadar az makyaj kullanılmalıdır” diye konuştu. Prof. Dr. Tayyar Cantürk, aşırı makyaj kullanmanın yağ bezelerini kapatarak sivilcelere ve siyah noktalara neden olabileceğini söyledi.


Prof. Dr. Cantürk, ayrıca, güneşin deri kanserlerine neden olabileceğini de vurgulayarak uyarılarda bulundu. Prof. Dr. Tayyar Cantürk, “Güneş açık tenli kişileri daha çok etkiliyor. Deride hasar olabilir. Hem benlerin büyümesine hem de yeni kahverengi çillerin oluşmasına neden olur. Ayrıca ileri yaştaki kişilerde deri kanserinin artmasına neden olabilir. Güneşte fazla kalmamak lazım. Koruyucu kremler kullanmak gerekir. Özellikle açık tenli olan kişiler biraz daha dikkat etmeli” diye konuştu.


Kaynak:Hürriyet
Read more ...

Yaz Geldi!


Başlıktan da anlamışsınızdır ki bu yazı tatile çıkacaklar için biçilmiş kaftan olmaya aday. Malum bu sene havalardan oldukça yakındık ama artık beklediğimiz güzel, ışıl ışıl yaz mevsimi bütün canlılığıyla geldi! Bu bir moda blogu olmadığından “bavulunuza şu terliği de koyun, yok efendim şu bikiniyi alın da şunları kombinleyin” gibi şeyler yazamayacağım. Sizi daha çok ilgilendiren, daha önemli olan bir konuyu; “sahip olduğunuz en önemli varlığınızın, vücudunuzun sağlığını tatilde nasıl koruyacaksınız?” bundan bahsedeceğim.
Tatil denince aklımıza ilk olarak güneş geliyor haliyle.. Hayat kaynağımız güneş, bizi yaşatan güneş.. Güneşin faydaları da var tabi ki; vücudumuza dışarıdan aldığımız D vitamininin aktif forma dönüşmesi için gerekli, bu nedenle kemik gelişiminde de çok büyük rol oynuyor, özellikle gelişim çağındaki çocuklarda. Vücuttaki hastalık yapıcı çoğu mikroorganizmayı da öldürüyor.
Fakat zararlarına geçmeden önce şu konuda düşüncelerinizi değiştirmenizi istiyorum; bizler güneşin ışınlarına sadece sereserpe güneşlenirken değil, günlük hayatta yolda gezerken, dolaşırken, oturup arkadaşlarımızla sohbet ederken de maruz kalıyoruz. Yani güneş ışınlarının zararlarını sadece plajda görmüyoruz.
  Ozon tabakasının incelmesiyle birlikte güneşin zararlı ışınları dünyamıza daha çok ulaşmaya ve gerçekten büyük risk oluşturmaya başladı. Bahsettiğimiz ışınlar, Ultraviyole ışınlar..
Ultraviyole ışınlar 3 çeşit;
A: Cildin erken yaşlanmasına ve kırışmasına neden oluyor.
B ve C: cilt kanseri riskini artırıyor.
İşte bu yüzden sadece yüzüp güneşlenirken değil, günün her saatinde güneşten korunmamız gerekiyor.
Aynı zamanda havalar ısındıkça vücudumuz da ısınıyor. Normal şartlarda vücut ısımız 36-36,5 derece. Fakat havalar ısındıkça vücudumuz da terleyerek ısısını sabit tutmaya çalışıyor. Terle birlikte bol miktarda suyun yanında, mineral ve tuzları da kaybediyoruz. O nedenle terle attığımızı yerine koymak da çok önemli.
  Güneşin UV ışınlarının yol açtığı en belirgin hastalıklar; 
-cilt kanseri
-katarakt
-dalgınlık, halsizlik, beraberinde baş dönmesi
-baş ağrısı, mide bulantısı
-yüksek ateş
-şuur kaybı
-terle kaybedilen su ve mineralle birlikte ağırlaşmış hastalık tabloları..
Şimdi gelelim bu tehlikeleri kendimizden nasıl uzak tutacağımıza..
Güneşin zararları konusunda en büyük riski, beyaz tenliler, zor bronzlaşabilenler, kızıl saçlılar taşıyor. Ten rengi ne kadar koyulaşırsa yanık riski o kadar azalıyor. Fakat esmer tenliyseniz de risk grubunda olmadığınızı kesinlikle düşünmeyin. Esmer tenlerde de yanık vakalarına oldukça rastlanıyor. Ayrıca hamileler, yaşlılar, tansiyon ve kalp hastalığı olanlar, çocuklar, aşırı kilolu kişiler, malignite(kanser) hastaları ve kemoterapi görenler kat kat daha fazla özen göstermeliler.
  • Öncelikle güneş ışınlarının dik ve en yoğun olduğu saatler olan 11.00-16.00 arası mümkün olduğunca güneşe çıkmamaya özen gösterin.
  • Eğer çıkmak zorunda kalırsanız da gölge, şemsiye altı gibi bölgeleri tercih edin ,ışınlarla direkt temastan kaçının. Unutmayın ki gölgede de bronzlaşılıyor, hatta daha sağlıklı ve kalıcı oluyor.
  • Evden çıkmadan yarım saat önce yüksek faktörlü güneş kreminizi sürün ki siz dışarıdayken etki etsin. Kremi 2 saatte bir ve yüzdükten sonra yenileyin.
  • Terlemeyle su kaybedeceğinizden bol bol su içmeye özen gösterin. Yanınızda mutlaka suyunuz bulunsun. Günde 2 litreden az tüketmeyin. Canınız her istediğinde su için, sakın ertelemeyin.
  • Plajda güneşlenirken mutlaka krem kullanarak ve başınızı şapka ile örterek güneşlenin.
  • Mümkün olduğunca süre hesabı yapın ve vücudunuzun bir bölümünü uzun süre güneşte bırakmayın. Dengeli bronzlaşın.
  • Günlük hayatta da açık renkli, bol kesimli, pamuklu (teri rahat emebildiği için) giysiler tercih edin ve başınıza mutlaka koruyucu bir şapka takın.
  • Kaliteli, UV koruyuculu güneş gözlüğü kullanın, çünkü ucuz fiyata satılanlar genellikle zararlı ışınlarda korumuyor, tam tersine gözlerinize zarar veriyor.
  • Alkol, kafein tüketimi idrara çıkmayı artırdığından sıcak saatlerde fazla tüketmeyin.
  • Sık sık duş yapın. Suyun çok soğuk veya çok sıcak olmasına izin vermeyin . Ilık su kullanın, cildiniz ve saçlarınız için ideal olan budur.
  • Yüzdükten sonra güneşin altında ıslak mayo ile oturmayın, mutlaka değiştirip kuru mayo giyin.
  • Denizden çıkıp duş yaptıktan sonra mutlaka yoğun nemlendiricili bir bakım kremi uygulayın.
  Şimdi gelelim güneş kremi seçmenin ve kullanmanın inceliklerine. Güneş kremlerini güneşlenirken, ayrıca yazın ve kışın günlük hayatta da kullanmak gerekiyor. Güneşten koruma faktörü “SPF” diye adlandırılıyor ve koruyuculuğu ne kadar yüksekse bu faktör 1-100 arasında değişiyor. SPF 15, SPF 30, SPF 50 gibi..
  Erişkinlerde, özellikle bahsettiğim risk gruplarında olanlar ve açık tenli olanlar en az 30 faktörlü krem kullanmalılar. Çocukların cildi ise daha hassas olduğundan koruma faktörü yükselmeli. Hatta pek çok markanın çocuklara özel ürünleri bulunuyor, onlar tercih edilmeli.
   Peki ya saçlar? Saçlar özellikle bayanlar için büyük önem arz ediyor ve deniz suyunun klorundan oldukça yıpranıyor. Peki saçlarınızı canlandırmak için neler yapabilirsiniz?
Özellikle saç boyaları güneş ışığıyla reaksiyona girerek saçın matlaşmasına sebep olur. Deniz tuzu da saçları mat, sönük, solgun hale getirir ve kepek oluşumuna sebep olabilir.
Denize ve havuza girmeden önce saçlarınızı koruyucu bir kremle tarayabilirsiniz.
Mutlaka saçlarınızı bol suyla, şampuanla yıkayın, asla saçınız tuzlu gezmeyin.
Mümkün olduğunca yaz aylarında saçlarınızı yüksek ısılarla kurutmayın. Kendi haline bırakıp kurumasını sağlayın.
Saçlarınızı çok taramayın, mümkün olduğunca ıslakken tarayın. Kuruyken zor taranır ve yıpratıp kırık oluşumunu kolaylaştırabilirsiniz. Kolay taranması için banyodan sonra ıslak saçınıza krem/kür uygulayın.
Ayrıca deniz suyuyla yıpranmış saçlarınızı doğal ve dolgun görünüme kavuşturmak için benden size evde yapabileceğiniz bir tarif;
Zeytin yağını ısıtın, bununla saçlarınızın diplerinde uçlarına doğru masaj yaparak yedirin. Başınıza bir havlu sarıp 2 saat bekleyin. Bol suyla durulayın. Işıl ışıl saçların tadını çıkarın:) Tabi tatilin de..! :)
Read more ...

13 Eylül 2011 Salı

Başımızın Belası: Migren


Sizin yerinizde olsam bu yazıyı okumadan önce sahip olduğunuz ağrının migren mi yoksa sıradan bir baş ağrısı mı olduğunu öğrenirim. Bu test size yardımcı olacaktır;   
   Migren neden görülür?

Migren bir baş ağrısı türüdür .Genelde soğuk terleme ile birlikte görülür. Migrene bulantı, kusma, görme bozuklukları ve nadir olarak geçici felç ve konuşma kaybı eşlik edebilir. Aynı zamanda hastalar atak sırasında ışığa, sese ya da bazı kokulara duyarlılık (aşırı duyarlılık) bildirmektedirler.

Migren baş ağrıları, kan damarlarının genişlemesi ve bu kan damarlarının çevresini saran sinir liflerinden çeşitli kimyasal maddelerin salınması nedeni ile oluşmaktadır.
   Migreni neler tetikler?
  
  • Çok parlak ışık, yanıp sönen ışık.
  • Parfüm, boya, temizlik ürünleri, egzoz dumanı, sigara dumanı solumak.
  • Hava durumu değişiklikleri, aşırı nem, deniz seviyesinden çok yükseklerde olmak.
  • Çikolata, narenciye, soğan, fasulye, fındık ve aşırı yağlı gıdalar.
  • Alkol
  • Kafein ya da kafein yokluğu.
  • Sodyum Nitrat:(örneğin; sosisli sandviçte var)
  • Tatlandırıcılar

  • Uykusuzluk ya da çok uyumak
  • Düzenli beslenmemek
  • Kafa yaralanması
  • Sigara içmek
  • Fiziksel güç harcamak
  • Ritim değişikliği

  • Kadınlarda hormonal değişiklikler: Menopoz, oral kontrasepsiyon, hormon replasman tedavisi, gebelik
  • Bazı ilaçlar
  • Başka bir neden ile oluşan baş ya da boyun ağrısı

       Peki ne yapmalıyız?
Akut migren ataklarını ağrı kesicilerle kısmen önleyebiliriz. Fakat bu kısa sürer. Ağrı kesicileri haftada en fazla 2 kere almalısınız.
Tabii ki etkisi yadsınamaz bir alternatif tıp gerçeği de var. Her hastalıkta olduğu gibi şifalı otlarımızdan bu konuda da medet umabiliriz. Peki neler bu güzel bitkiler?
  • Anason
  • Biberiye(Kuşdili)
  • Melisa
  

Bu gibi bitkileri kaynatıp çayını içerek migren ataklarını hafifletebilirsiniz, hem de sakinleşirsiniz.Ayrıca idrar söktürücü etkileri vardır, rahatlatırlar.
Ağrı kesici ilaçlara haftada 2 defadan fazla ihtiyaç duyanlar, ilaçla ağrıları geçiremeyenler ve gebelik kalp krizi gibi nedenlerle ağrı kesici kullanamayanlar ne yapmalı? İşin bu noktasında erteleyici değil önleyici tedavi gerekir. Doktora görünmek zorunludur!
Read more ...