29 Temmuz 2013 Pazartesi

Erkeklerin korkulu rüyası!

“Kişi ereksiyonu ya hiç sağlayamaz ya da ilişkiye girebilecek kadar sürdüremez”

İlaç tedavisi sertleşmeyi etkiliyor
Uzun süreli ilaç tedavisi gören erkeklerin sertleşme sorunuyla karşılaşabileceklerini dile getiren Cinsel Terapist Psikolojik Danışman Dolunay Kadıoğlu, bu tip durumlarda ilaç tedavisini kesmeden bir uzmana başvurmak gerektiğini ve uzman eşliğinde cinsel terapi desteği alınabileceğini belirtti.

Erektil fonksiyon bozukluğu yani sertleşme sorununun cinsel aktiviteyi sürdürmede ortaya çıkan en büyük sıkıntılardan biri olduğunu ifade eden Kadıoğlu, bu sorunun erişkin erkeklerin %20’sinde görüldüğünü kaydetti. “Kişi ereksiyonu ya hiç sağlayamaz ya da ilişkiye girebilecek kadar sürdüremez” diyen Kadıoğlu, hemen hemen her erkeğin yaşamının bir döneminde sertleşme sorunuyla karşılaşabileceğini sözlerine ekledi.

Antidepresanlar sertleşme bozukluğu yapıyor
Sertleşme sorunun hem psikolojik hem de fizyolojik kökenli olabileceğine değinen Kadıoğlu, yaşanan uzun süreli hastalıklar ve bunların tedavisinde kullanılan ilaçların da sertleşmede ve özellikle meni çıkarmada olumsuz etki yaratabileceğini vurguladı. Kadıoğlu bu hastalıkları sıralayarak şu tavsiyelerde bulundu: “Şeker hastalığı ve ilaçları, antidepresanlar, psikiyatrik ve türevi ilaçlar, hormonal ilaçlar, varikosel gibi damar hastalıkları, kalp ve damar hastalıkları ve ilaçları, tansiyon düşürücü ilaçlar, migren ilaçları, uyarıcı ilaçlar, kolesterol ilaçları, kilo kaybettirici ilaçlar, sigara , alkol, kokain, esrar gibi  maddeler ve uyuşturucular ereksiyon üzerinde olumsuz etki oluşturabilir.

Eğer bir süredir bu sorunlardan birini ya da birkaçını birden yaşıyorsanız ve ereksiyon sorununuzda varsa ilaçlarınızı kullanmaya lütfen devam edin ve konuyu doktorunuzla görüşün. Sertleşmeyi daha kaliteli hale getirmek için yapılabilecekleri değerlendirmek ve öğrenmek için bir cinsel terapistten eşinizle birlikte destek alabilirsiniz.”
Read more ...

Panik Atak Uykuda da Vuruyor!

Panik atak hastalarının yüzde 48’inin uyku sırasında da ortada hiçbir neden yokken panik atak geçirdiğini biliyor muydunuz?

Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları E. A. Hastanesi’nin (BRSHH) bilimsel dergisi Düşünen Adam’da yayınlanan bir araştırma, panik atak hastalarının yüzde 48’inde uykuda da panik atak görüldüğünü ortaya koydu.

BRSHH'den bir grup bilim adamının yaptığı bir çalışma, uyku panik atağının (UPA) farklı bir yapıya sahip ayrı bir alt grup olabileceğini ortaya çıkardı.

Ortada herhangi bir gerçek neden yokken, kişinin uykudan ani bir çarpıntı ve korku ile uyanması olarak tanımlanan ve tekrarlayıcı olan panik hali, uykuda panik atak olarak tanımlanıyor. Çalışmaya dahil edilen 98 panik bozukluğu hastasının 51’inde, çalışma kriterlerine göre uyku panik atağı görüldü.

Boğulma Hissi ve Çarpıntı...

Yapılan çalışmada, panik bozukluğu hastalarının yüzde 48’nin uyku panik atağı geçirdiği saptandı. Uyku panik atağı olgularında en sık görülen belirtiler ise; boğulma hissi, uyuşukluk, çarpıntı, denge kaybı, ölüm korkusu ve korkuya kapılma olarak tespit edildi.

UPA olan panik bozukluğu olgularında, hastalığın daha şiddetli seyrettiği, depresyon birlikteliğinin sık olduğu, ayrıca, bu hastalarda uyku bozukluklarının eşlik ettiği, uykuya dalma ve sürdürmekte zorluk yaşandığı, sabah yorgun kalkmanın sık görüldüğü saptandı. Ek olarak, hastalar uyku ile ilgili kaçınmalar ve davranış değişiklikleri, uyumaktan ve yalnız yatmaktan kaçınma davranışı sergiliyor.
Read more ...

Hamileyseniz dikkat! Duyduklarınız yalan olabilir...

Hamilelik döneminde birçok kişi ağız ve diş sağlığı hakkında kulaktan duyma bilgilerle dental tedaviler için yanlış kararlar alabiliyor. 

Anne adaylarının bu dönemde duydukları yanlış ve doğru bilgiler hakkında Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu açıklamalarda bulundu.

Her hamilelikte bir diş kaybedilir: Yanlış 
Halk arasında ‘Hamilelik sırasında bebeğin kendisi için gerekli olan kalsiyumu annenin dişlerinden alarak annesinin dişlerinin çabuk çürümesine yol açtığı, bu sebepten ötürü anne adaylarının diş kaybına uğradığı’ şeklindeki düşünce bilimsel bir gerçeği yansıtmıyor.

Hamilelikte dişlerden kalsiyum çözünmesi olmaz: Doğru 
Hamilelik döneminde bebeğin ve annenin kemiklerinin sağlıklı olabilmesi için anne adayının, günlük olarak 1200 ilâ 1500 mg kalsiyum alması gerekiyor. Anne adayı eğer kalsiyum ihtiyacını gıdalardan karşılayamazsa, bebeğin gelişimi için gerekli olan kalsiyum annenin kemiklerinden karşılanır. Ancak anne adayı hamilelik döneminde iyi beslenir yeterli ağız-diş bakımı yaparsa bu dönem, normal dönemden farklı bir diş sorunu ile karşılaşmaz.

Hamileyken dişler daha az fırçalanmalı: Yanlış 
Gebelik hormonlarının etkisi ile diş etleri daha çabuk kanayan anne adayı, dişlerini fırçalamaktan kaçınır. Ancak anne adayları, hamilelik döneminde diş sağlığına daha fazla özen göstermelidir. Sabah kahvaltıdan sonra ve akşam yatmadan önce dişler özenli bir şekilde fırçalanmalıdır.

Hamilelikten önce diş çürüğü tedavi edilmelidir: Doğru
Dişlerde çürük varsa hamilelik öncesi tedavi edilmelidir. Hamilelikte çürük dişler erken doğuma, bebeğin düşük kilolu doğmasına yol açabilir.

Kustuktan hemen sonra diş fırçalanmalı: Yanlış 
Kustuktan hemen sonra diş fırçalanmamalı, ağız bol suyla çalkalanmalıdır. Aksi takdirde mide asidi ile birleşen diş fırçalama işlemi, dişlerin yapısında aşınmalara sebep olur.

Hamileyken bol tatlı gıdalar yenirse çocuk kız, ekşi gıdalar yenirse erkek olur: Yanlış 
Hamilelik sırasında beslenme, hem annenin hem de bebeğin genel sağlığı ve ağız-diş sağlığı için oldukça önemli. Ancak tüketilen gıdaların bebeğin cinsiyetini belirlemede hiçbir etkisi yoktur. Tersine, anne adayları özellikle yemek aralarında şekerden mümkün olduğu kadar uzak durmalı. Kurutulmuş meyve ve karamel gibi yapışkan şekerli yiyeceklerden kaçınılmalıdır.

Hamileyken diş taşı (plak) temizliği yaptırılmaz: Yanlış
Anne adayları, hamilelik döneminde ağız ve diş sağlığına normal dönemden daha fazla özen göstermelidir. Hamilelik sırasında oluşan hormon artışı, ağız mukozasını dış etkenlere karşı özellikle bakteri plaklarına karşı daha hassas yapar. Bu nedenle hamilelik döneminde üç-dört aylık periyotlarla diş taşı temizliği yaptırmak, zorlaşan ağız hijyenini korumak için ideal bir yoldur.

Hamilelik döneminde dental tedaviden kaçınmak gerekir: Doğru
Bebeğin organ gelişim evresi olan hamileliğin ilk 3 ayında, etkili dental tedaviden kaçınılması gerekiyor.

Acil müdahale gerektiren durumlarda bile dental tedaviden kaçınmalıdır: Yanlış 
Diş ya da diş eti iltihabı gibi acil durumlarda, var olan enfeksiyonun bebeğin gelişimini dental tedavinin olumsuzluklarından daha fazla etkileyebileceği düşüncesi ön plana alınmalı ve bir jinekoloğun önerileri doğrultusunda dental tedavi yapılmalıdır.

Gebelikte ağız gargarası yapılmaz: Yanlış 
Hamilelik döneminde ağız gargaraları ya da ılık tuzlu su ile gargara yapılmalıdır. Özellikle ılık tuzlu su diş etlerini rahatlatır ve dişeti hassasiyetini azaltır.
Read more ...

Otuzlu yaşlarda cilt sağlığı için dikkat

Hayatın dönüm noktalarından olan otuzlu yaşlarda; yılların izleri yüzümüzde belirmeye başlar. Bu durumda panik yapmak yerine, bazı önlemler alarak ve doğru bakım yöntemleri uygulayarak, yaşlılık izlerine dur diyebilirsiniz!

Yaşlanmayı geciktirmek için antiaging ürünlere başlayın, antioksidan içerikli kremler kullanın. Geceleri meyve asidi içerikli kremler sürmeden uyumayın! Erken kırışıklıkların yerleşmesini peelingle durdurun, sarkan cildinizi mezoliftingle toplayın… Medical Park Bahçelievler Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Gökhan Okan; hem ruhsal hem de fiziksel açıdan önemli bir dönüm noktası olan otuzlu yaşlardaki cilt bakımının püf noktalarını anlattı.

Ruhu da etkiler cildi de
Otuzlu yaşlar; hayatın önemli bir dönüm noktası. Hayatın sorumlulukları bu yaşlarda artar; yoğun iş temposu, evlilik düzeni ve çocuk yetiştirme arasındaki dengeyi düzene koymak için zorlu bir mücadele verilir. Dönüm noktasının olduğu otuzlu yaşlarda yaşlanma belirtileri de görülmeye başlar.

Ciltte birtakım değişiklikler gözlenir. Ancak alınacak bazı önlemlerle yaşlanma süreci geciktirilip,  kişinin kendisini daha iyi hissetmesi sağlanabilir; bu ruh hali hayata karşı daha güçlü mücadele verilmesine de katkı sağlar.

Cildiniz kurur korkmayın
Ergenlik dönemi boyunca devam eden yoğun yağlanma ve akne sorunu ilerleyen yıllarda azalmaya başlar, cildin yağ salgısı ve nem salgısında azalma görülür. Bu da otuzlu yaşlarda, kişilerin daha az yağlı ve daha nemsiz bir cilde sahip olmasına neden olur.

Ergenlikteki güneş olgunlukta leke demek
Cilt lekeleri kendini gösterir
Ergenlik döneminde bilinçsizce yoğun güneşe maruz kalınması bu yaşlarda ciltte etkisini gösterir. Kılcal damar genişlemeleri, cilt lekeleri belirmeye başlar. Ergenlik döneminde solaryuma girenlerde bu sorunlar daha belirgin olarak gözlenir. Yaşa bağlı olarak ciltte kollajen ve elastin salgısında azalma başlar ki
kırışıkların başlamasının ana nedeni bu maddelerin azalmasıdır.

Doğru ürünleri seçin
Otuzlu yaşlara merhaba diyenler, öncelikle kullanmış oldukları günlük bakım ürünlerine dikkat etmeliler. Cilt yapısına uygun olan bir temizleyiciyle cilt temizlendikten sonra, nemlendirici kullanılmalı. Yağlı cilt yapısına sahip olanlar, cildi kurutucu bir temizleyici tercih etmeli. Kuru cildi olanların da deriyi kurutmayan bir ürünle ciltlerini temizlemeleri gerekir. Tonik tarzı ürünler kuru cilde sahip olan kişiler önerilmezken, yağlı cildi olanlara tonik kullanımı uygun olur.

Şimdi antiaging zamanı
Kreminiz koruyucu olsun
Kullanılacak nemlendiricinin yağlı cildi olanlarda hafif olmasına, kuru cilde sahiplerde ise yoğun yağ ve nem içermesine önem gösterilmeli. Nemlendiricide güneş koruyucu bulunması, güneşten kaynaklanan lekelerin tedavisi açısından faydalı olur.

Antioksidan kremi iyi gelir
Yaşlanmayı geciktirmek amacıyla kullanılacak antiaging ürünlerde; vitamin C, vitamin A, koenzim Q ve meyve asidi içermesine önem verilmeli. Otuzlu yaşlar, bu ürünlerin kullanılmasına başlanması açısından uygun bir zaman. Özellikle düzensiz beslenen, sigara içen ve yoğun stres altındaki kişilere antioksidan içerikli kremler önerilir.

Ölü cilt için meyve asidi
Geceleri meyve asitli krem
Meyve asidi içerikli kremler ciltteki ölü tabakanın atılmasını kolaylaştırmanın yanında cilde parlaklık da kazandırır. Özellikle gece kullanımları tavsiye edilir. Gündüz kullanılacaklarsa da, arkasından güneş koruyucu sürülmeli. Göz çevresinde erken yaşlanma belirtilerinin hafifletilmesi amacıyla dermokozmetik
ürün kullanıma başlanmalı.

Kırışıklıkları durdurun
Otuzlu yaşlar peeling uygulamaları için çok uygun bir zaman. Peeling hem oluşmaya başlayan erken kırışıklıkların yerleşmesini durdurur, hem de ciltte bulunan lekelerin tedavisini sağlar. Özellikle derin yerleşimli olduğu düşünülen lekelerde peeling işlemi,  krem tedavisiyle birlikte iyi bir tedavi yöntemi.

Peelingle yıllara meydan okuyun
Peelinginiz de meyveli olsun
Peelingin üst tabakadaki hücrelerin soyularak atılmasını ve alttan sağlam canlı deri gelmesini sağlar. Peeling iki ya da üçer hafta arayla dört ile altı seans arasında yapılır. Peeling işlemi için kullanılacak asidin gücü, kişinin cilt yapısı ve mevcut olan soruna göre belirlenir.

Güneşten korunun
Peeling sonrası ciltte kızarıklık, hafif kabuklanma, kepeklenme gibi bulgular gözlenebilir. Bu bulgular birkaç günde nemlendiriciler ile hafifler. Peeling sonrası yeni gelen deri güneşe karşı çok hassas olacağından, güneşten korunmak çok önemli. Güneş koruyucu kullanımına tedavi sonrası da devam edilmeli.

Mezoliftingle gençleşin
Sarkan cilde neştersiz önlem
Otuzlu yaşlarda ciltte görülmeye başlanan sarkma, elastikiyet kaybı ve kırışıklıklar, mezolifting ile tedavi edilebilir. Cildi yenileyen antioksidanlar, vitaminler ve mineraller, cilde nem kazandıran hyarülonik asit maddesi minik iğnelerle cilt altına enjekte edilir. Cilt nemlenmiş, parlak görünüm kazanmış ve yenilenmiş olur. Ortalama 4-6 seans, 2-4 haftalık aralıklarla uygulanır.

Boynunuz da kuğu gibi olsun
Yüz dışında boyun, dekolte bölgesi ve eller mezolifting uygulanabilen diğer alanlardır. Ağrısı minimal olduğu için uygulama öncesi lokal anestezik krem uygulanması yeterli olur. Mezoliftingin yan etkisi yok denecek kadar az.

Botoksla çizgilerin yerleşmesini engelleyin
Çizgiler kader değil
Otuzlu yaşlarda hafif belirmeye başlayan çizgiler botulinum toksini ya da bilinen ismiyle botoks işlemiyle tedavi edilir. Bu yaşlarda yapılacak botoks, çizgilerin yerleşmesini engeller. Özellikle yüzün üst kısmı ve göz çevresinde bulunan çizgilerinin ortadan kalkmasında faydalı olur.
Read more ...

10 Temmuz 2013 Çarşamba

İstekleri artırmanın 8 yolu burada...

Libido kaybı ile ilgili mutlu değilseniz, yerleşik hale gelmeden önce bunu aşmak en iyisidir.

İlişki içinde aşağıdakilerden herhangi birini yaşıyor musunuz?

*Sizin için dokunmak sadece yatak odasında mı yer alır?
*Seks sizin için paylaşmak değildir.
*Artık seks için sabırsızlanmıyorsunuz.
*Seks sizin için mekanik ve rutin.
*Eşiniz hakkında cinsel düşünceler ya da fanteziler üretmiyorsunuz.
*Ayda an fazla bir ya da iki kez seks yapıyorsunuz.

Yukarıdaki belirtilerden biri veya daha fazlası varsa, cinsel istek kaybı yaşıyorsunuz demektir.. Libido kaybı ile ilgili mutlu değilseniz, yerleşik hale gelmeden önce bunu aşmak en iyisidir.

1- Cinsel yaşamınızı egzersiz ile artırın 
Koşu, yürüyüş, yüzme veya zevk alabileceğiniz herhangi bir fiziksel aktivite. Egzersiz yaparken, kendinizi biraz fazla zorlayın. Bunu başarırsanız canlılık duygusunu hissedersiniz. Bu fiziksel güven sizi, cinsel güven içine taşıyacak. Seks ve egzersiz de stresi azaltmak, rahat ve mutlu olmanıza yardımcı olacaktır. Egzersiz aynı zamanda cinsel isteği artırmaya yardımcı olur. Egzersiz, sağlıklı bir diyet ve yeterli uyku ile birlikte, cinsel dürtüyü artırabilir.

2- Seks her zaman mükemmel değildir 
Her cinsel karşılaşmanın mükemmel olması gerektiği gerçeğini bir kenara bırakın. Bu tür bir beklenti seks yaşamınızda performans düşüklüğüne ve hatta anksiyeteye bile yol açabilir. Dünya genelinde cinsel birlikteliğin %30 ile %40'ı karşılıklı olarak tatmin edici olabilir.

3- Cinsel fantezilerle kendinizi şımartın 
Eşinizle beraber deneyim kazanmak istiyorsanız, yeni erotik filmler, erotik kitaplar size arzu bakımından değişik bir potansiyel sunabilir. Hem siz hem de eşiniz fantezileriniz hakkında birbirinizle konuşun.

4- Programlı seks
Seks, son derece spontane olmalıdır. Sadece anın ısısı ile tabii ki harika olur. Ancak, gerçekte, her şey her zaman bu şekilde olmuyor.  Bazen işlerden, sorumluluklardan fırsat kalmıyor. Bunun için zaman ayıramıyorsanız en azından bir süre programlı bir şekilde cinsel birliktelik yaşayabilirsiniz.

5- Fazla odaklanmak 
Sadece genital değil onu diğer erojen bölgeler üzerinde yoğunlaşırken, performans ve basınç artışı zevk azaltabilir. Potansiyel zevk noktalarınızı keşfetmek ve cinsel uyarılma aşırı duyarlı olan bu alanlarda daha fazla zaman geçirmek için birbirinizin vücudunu keşfedin. Hedef odaklı, zevk odaklı olun.

6- Çift olarak sosyalleşin
Diğer insanlarla birlikte bir akşam yemeği partisine gitmek ya da onları evinize çağırmak size mutlu günlerinizi yeniden hatırlatacak ve kendinizi daha genç daha enerjik hissedeceksiniz. Ve hatta hiç tanımadığınız insanlarla sohbet ederken birbirinizi kıskanabilir ve yeniden arzu duymaya başlayabilirsiniz.

7- Profesyonel yardım alın
Libido kaybı söz konusu olduğunda, Seks ve evlilik uzmanları, yararlı olabilir. Rol oynayan olabilecek herhangi bir tıbbi koşullar olup olmadığını görmek için doktorunuza danışın. Libido kaybına neden olabilecek bir anti-depresan ilaçlar, alıyorsanız, doktorunuza danışarak bırakın ya da alternatifleri konuşun.

8- İhtiyaçları hakkında konuşun 
Cinsel yaşam geliştirmek için yapabileceğiniz en iyi şeylerden biri, eşiniz ile iyi iletişim kurmaktır.
Read more ...

Göğüs ölçüsü yaşam kalitesini nasıl etkiliyor?

“20 yıldır denize giremediğini söyleyen hastalarım oldu”

Kadın güzelliği ve doğurganlığının en önemli simgelerinden biri olan göğüsler için sağlıktan çok estetik kaygıların ön plandadır. Kusursuz kadın bedeni idealinin empoze edildiği günümüzde bu estetik kaygılar kadınların sosyal yaşam kalitelerine de doğrudan etkide bulunuyor.

Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Alper Tuncel, göğüs ölçüsündeki memnuniyetsizlikler sebebiyle kendisine gelen birçok hastanın sosyal yaşamında bu sorunlara bağlı sıkıntılar yaşadığını dile getiriyor. Göğüs ölçüsünün yaşama olan etkileriyse sorunun biçimine bağlı olarak farklılık gösteriyor.

“20 yıldır denize giremediğini söyleyen hastalarım oldu”

Küçük göğüslü kadınların kendilerine uygun giysi bulmak, karşı cinsle yakınlaşmada tedirginlik ve içine kapanıklık gibi çeşitli sorunlar yaşadığını söyleyen Tuncel, estetik müdahalenin ardından bu hastalarından sosyal yaşamlarına dair oldukça olumlu geri dönüşler aldığını belirtiyor. Büyük göğüslü kadınların sıkıntılarıysa daha farklı. İskelet sistemi rahatsızlıklarının yanı sıra, göğüslerini gizlemek için gösterdikleri çabanın, kadının duruşundan, konuşmasına ve varlığını ifade etmesine kadar birçok unsuru etkileyebildiğini söyleyen Tuncel’in aktardığı bir anekdotsa yaşanan sorunların boyutunu adeta gözler önüne serer nitelikte. 37 yaşında göğüs küçültme operasyonu için kendisine gelen bir hastası yaklaşık 20 yıldır dalga geçilme korkusuyla denize gidemediğini gözyaşları içinde anlatıyor. Operasyonun 1. yılının ardından elinde deniz fotoğraflarından oluşan bir albümle ziyaretine gelen hastanın Tuncel’e bir de sürprizi var, yaz tatilinde tanıştığı kişiyle evlilik davetiyesi…

“Vücut yapısına uygun ölçü tercih edilmeli”

Estetik cerrahi yöntemlerinin gelişmesiyle birlikte operasyona engel bir hastalığı olmayan herkesin meme estetiği yaptırabileceğini söyleyen Tuncel, kadınlara empoze edilen güzellik anlayışının gerçeği yansıtmadığını ve operasyon kararı alınmadan önce kadınların kendi bedenlerine karşı adaletli olmaları gerektiğini vurguluyor. Hastaların sorunsuz gerçekleşen bir operasyonun ardından 3 ile 7 gün arasında günlük yaşamlarına dönebildiğini belirten Tuncel, daha travmatik sonuçlarla karşılaşmamaları için kadınları kendi vücut yapılarına uygun ölçüyü tercih etmeleri konusunda uyarıyor.

Son olarak göğüs ölçüsünde değişiklik yaptırmak isteyen kişilere öncelikle kan tetkikleri, mamografi veya meme ultrasonografisi öneren Op.Dr. Alper Tuncel ailesinde meme kanseri olan ya da risk grubunda yer alanların ise mutlaka düzenli muayene ve kontrol amaçlı tetkikler ile durumunu takip etmesini öneriyor.
Read more ...

Sapkın Kişilikler Yanıbaşınızda Olabilir

Son dönemde iyice artan ve toplumda infiale neden olan ‘cinsel istismar’ olayları; öfke kadar şaşkınlıkla da karşılandı. ‘Hiç ummadık’, ‘yapacak en son kişi’ diye düşünülen şahsiyetlerin adının ‘cinsel istismar’la anılması; ‘sapkın kişiliklerin’ toplumdaki her sosyal statüden çıkabileceğini gösterdi. 

Medical Park Fatih Hastanesi’nden Klinik Psikolog Sinem Demir’e göre; cinsel dürtülerinin akıntısına kapılmış ve bunu duygu-düşünce-davranışlarında göstermekten kendini alıkoyamayan kişiler, genel olarak ‘sapkın kişilik’ olarak değerlendirilebilir. Psikolog Demir; ‘sapkın kişilikler’in analizini yaptı:  

Aşırı Bastırılma Maskesi Takanlar: Sapkın kişilikleri anlamak her zaman kolay olmayabilir. Çünkü sapkınlıklarını maskelemek için, cinselliği çağrıştıran ‘her unsura’ abartılı tepki verebilirler. Örneğin; sapkın bir kişilik, bir okulda görevli olabilir ve ilkokul çağındaki kız çocukların eteklerinin ne kadar kısa olduğu, saçlarının-tokalarının gösterişli olduğu konularında ‘abartılı’ bir tepkisellik sergileyebilir. Bu kişi büyük olasılıkla, kız çocuklarının vücutlarından uyarılma endişesiyle, cinsel duygularını bastırmak için aşırı çaba sarf ediyordur. Aşırı bastırmanın altında cinsel patlamalar yatar; bu patlamalar, bastırmayla kontrol altına alınmaya çalışılır, ancak bir şekilde yeniden patlar.

Fiziksel Şiddete Başvuranlar: Sapkınlıkları zor anlaşılabilecek bir diğer grup, açık bir şekilde şiddete başvuranlardır. Ergenlik dönemine yaklaşan kızını sürekli döven bir babanın, bu şiddet davranışının, cinsel boyutu da vardır: Sistematik (tekrarlayan) şiddet uygulayan kişiler; genellikle bu dayaklarla hem cinsel bir uyarılmayı bastırmaya çalışırlar, hem dayak atma esnasında cinsel haz alırlar. Bu nedenle, sıklıkla şiddete başvuran ailelerde/kurumlarda, cinsel bir istismardan da söz edilebilir.

Sürekli Cinsel Konulardan Söz Edenler: Konuştukları konu ne olursa olsun, o konu eninde sonunda cinselliğe kayar. Cinsel konulara aşırı tepki, ardından gelen ‘çiğ’ konular (kendi cinselliğinden bahsediverme, cinsellik içeren bir tabir kullanma, ) birbirini izler. Bir yandan bu kontrolsüzlükle başa çıkmaya çalışır, ama sapkınlık kemikleşmiş ise, bu başa çıkma gayreti her zaman başarısızlıkla sonuçlanır. Karşılarındaki kişinin bu konuları açmak istememesi, rahatsız olduğunu ifade etmesi, sapkın bir kişilik için engelleyici değil, motive edici etki yaratır. Karşısındaki kişilerin öfkesi-şaşkınlığı-mide bulantısı ifadesi, tam da onun temel sorununa hizmet eder: ‘Bakın benim cinsel yeterliliğim varmış ki karşımdakinde etki yarattım!’ Sapkın kişi temelde, kendisine sürekli bu kuşkusunu ispatlamaya çalışır.

Sapkınlığı Yaratan Koşullar

Sapkınlığa veya cinsellikte ani patlamalara yol açan durumların çoğunda; cinsellik konusunda bilgisizlik, cinsel konularla uygunsuz-travmatik yollarla tanışma, kendi ailesinde cinselliğin ya aşırı tabu olması ya da cinsellik konusunda sınırların olmaması yatar.

Çocukları Cinsel Obje Yapmak

Çok küçük yaşlardan itibaren, kız olduğu için giyimine kuşamına dikkat etmesi, erkek çocuklara yanaşmaması uyarısını alan, oje sürdüğü için dayak yiyen bir kız çocuğuna şu mesaj gider: “Kendine dikkat etmezsen, erkekleri cinsel olarak uyarabilirsin, bunun sorumlusu da sen olursun!”
Madalyonun daha açık görünen yüzünde ise çocukların doğrudan cinsel obje olarak sunulduğu durumlar vardır: Gece çalışmalarında yetişkin kıyafetleri-makyajı ile dans ettirilmeleri, çocuk ‘güzellik’ yarışmalarında yine yetişkin kıyafetleri-makyaj ile beğeniye sunulmaları…

Erkek Çocukları Doğru Eğitin!

Erkek çocuklar cephesinde, anne-baba veya başka yakın akrabalar tarafından ‘erkekliğe’ ilişkin yanlış bilgiler verildiğine tanık oluruz: ‘Hadi oğlum ablaların bacaklarını elle’, ‘Benim oğlum büyüyünce çok canlar yakacak’… Komik ve masum gibi görünen bu cümleler, küçük erkeğin kadına bakışının, büyük kadın ve erkekler tarafından nasıl çarpık bir şekilde yerleştirilebileceğine küçük örnekler...
Küçük çocuklara, kaldırabileceklerinden daha fazla sorumluluk vererek onlara ‘kendini aşırı derecede kontrol et/kendini kontrol etmene gerek yok’ mesajı veren her tutum, normalden ‘sapma’dır ve sapkınlığa gitme potansiyeli vardır.
Read more ...

Dikkat! Felç 'Geliyorum' Der!

Yoğun ve stresli iş yaşamı, beslenme koşulları ve diğer çevresel faktörler kalıcı felç riskinin artık genç yaşlarda dahi görülmesine neden oluyor. Hastanın eski sağlığına tamamen kavuşmanın neredeyse imkânsız olduğu kalıcı felç durumu, hem felç geçiren hastanın hem de çevresindekilerin sosyal hayatını olumsuz etkiliyor. 

Reem Nöropsikiyatri Merkezi’nden Uzman Dr. Mehmet Yavuz, kalıcı felcin 1-2 yıl öncesinde görülebilen belirtilerini ve korunma yollarını anlattı…

Kalıcı felç durumlarının önceden kendini belli ettiğini belirten Dr. Mehmet Yavuz, genelde vücudun bir yarısında geçici kuvvet kayıpları izlendiğini söyledi. Bu kaybın bir kaç dakikadan bir kaç saate kadar uzayabildiğini hatırlatan Dr. Yavuz, "Hatta 24 saati bile bulabilir. Geçici felç süreleri uzadıkça kalıcı felç ihtimali de artar. Felçteki öncü belirtiler her zaman kuvvet kaybı şeklinde olmaz, bazen de geçici konuşma bozukluğu, geçici hafıza kaybı ya da geçici görme kaybı şeklinde de izlenebilir. Geçici iskemik atak olarak adlandırılan bu belirtiler hiçbir iz bırakmadan en fazla 24 saat içinde kaybolur. Yapılan araştırmalara göre eğer önlem alınmazsa ve tedavi uygulanmazsa böyle geçici iskemik atak belirtileri gösterenler 1-2 yıl içinde felç olabilir" şeklinde konuştu.

Sosyal Çevre ve İş Hayatını da Felç Ediyor!

Son yıllarda çevresel şartlar, stresli iş hayatı ve beslenme koşulları, felç hastalıklarını daha erken yaşlara indirdi. Felç hastalığının günümüzde en büyük zorluklardan biri olduğunu belirten Dr. Yavuz, felcin kişiyi sosyal çevresinden kopardığını ve iş pozisyonlarını olumsuz etkilediğini vurguladı.
Kişinin çalışarak kendi hayatını kazanmasının neredeyse imkânsızlaştığını belirten Dr. Yavuz, felçli kişinin hayatına devam edebilmesi için bir başkasına ihtiyaç duyabileceğini söyledi. Dolayısıyla felçli hasta, hem kendisinin hem de aileden başka birinin sosyal yaşamını ve iş hayatını olumsuz etkiliyor. Bazı hastalar evinden hatta odasından çıkamayacak hale geliyor.

Eski Sağlığa Kavuşmak Neredeyse İmkânsız…

Felç tedavisindeki en büyük hedefin hastayı eski sağlığına tamamen kavuşturmak değil, kişinin kendi ayakları üzerinde durmasını sağlamak olduğunu vurgulayan Dr. Yavuz, felç hastasının tamamen düzelmesinin neredeyse imkânsız olduğunu hatırlattı.

Koruyucu Tedavi Felç Riskini Azaltıyor!

Felcin öncü belirtilerini çok önemsemek ve daha felç gelmeden tedaviye başlamak, yani koruyucu tedavi uygulamak gerektiğini söyleyen Dr. Yavuz, kişinin felç geldikten sonra bir daha asla eski sağlığına dönemeyeceğinin, hatta ilk dönemlerde hayati tehlike yaşayabileceğinin altını çizdi. Yavuz, "Hastanelerimizin yoğun bakım üniteleri felç hastaları ile dolu. Hem bireysel hem de ülke ekonomisi açısından, koruyucu tedaviyi ön plana çıkarmamız gerekiyor" dedi.

Beyni besleyen iki önemli damar sisteminden biri ön taraftaki şah damarları, diğeri ise daha arkadan beyne giriş yapan vertebrobaziler sistemle ilgili damarlardır. Karotis sistem, vertebrobaziler sistemden çok daha önemli olduğu için bu bölgeyi ilgilendiren felçler de daha çok önem arz eder. Bu iki damar sisteminin geçici iskemik atakları da farklı belirtiler gösterebilir.

Bu Belirtiler Varsa Dikkat!

Dr. Mehmet Yavuz, Karotis sistemi ile ilgili geçici iskemik atak belirtilerini şöyle sıralıyor:

• Vücudun bir yarısında güç, his ve duyu kaybı,
• Bir gözde geçici körlükler,
• Geçici konuşma bozuklukları,
• Geçici hafıza kayıpları,
• Vertebrobaziler sistemle ilgili iskemik atak belirtileri,
• Baş dönmesi ve dengesizlik atakları, ani göz kararmaları,
• Çift görme ve görme bulanıklığı,
• Düşme nöbetleri.

Düşme nöbetleri ani gelişir ve bazen kişi düşmeden toparlayabilir. Hastalar bunu genelde ‘aniden dizlerimin bağı çözülüyor’ şeklinde dile getirir.

Orta Yaşlarda Felç Riski Daha Fazla!

Geçici iskemik ataklar orta yaşlarda daha tehlikelidir ve kalıcı felçle sonuçlanma ihtimali yüksektir.  65 yaş ve daha ileri yaşlarda kalıcı felç ve hayati tehlike ihtimalinin daha düşük olduğunu belirten Dr. Yavuz, özellikle Karotis sistemle ilgili felç hastalığında her zaman hayati tehlikenin söz konusu olduğunu hatırlattı.
Karotis sistemi ile ilgili geçici iskemik atak belirtilerinden herhangi biri görüldüğünde derhal bir nörologa başvurulması gerektiğinin altını çizen Dr. Yavuz, bu şikâyetlerin ihmale gelmeyeceğini ve gecikildiği takdirde telafisi imkânsız sonuçlar doğurabileceğini vurguladı.

Felç Riskini Artıran Faktörler

• Doğumsal olarak damarların yapısı,
• Hipertansiyon,
• Damar sertliği,
• Kalp kapak hastalıkları,
• Kolesterol ve trigliserit yüksekliği,
• Sigara kullanımı,
• Şeker hastalığı,
• Aşırı alkol kullanımı.

Felç geçirmeye zemin hazırlayan risk faktörlerini kontrol altında tutmak gerektiğini belirten Dr. Yavuz, stressiz bir hayat, dengeli beslenme ve düzenli egzersizle felç riskinin azaltılabileceğini sözlerini ekledi.
Read more ...

Sizden hoşlanıyor mu? Vücut dilini izleyin!

Onu izleyin, vücut dili size olan alakası hakkında fazlaca ipuçları verecektir.

Seviyor, sevmiyordan önce yani sevgisini sorgulamadan önce asıl bilmemiz gereken bizimle ilgilenip, ilgilenmediğidir. Bunu çok merak ediyorsunuz fakat söylediklerinden Hiçbir şey anlamıyorsunuz. Onu izleyin, vücut dili size olan alakası hakkında fazlaca ipuçları verecektir.

Kaşlarını kaldırıyor! 
İnsan davranışları hakkında araştırma yapanlar, erkeklerin sevdikleri bir şey gördükleri zaman kaşlarını kaldırdıklarını söylüyorlar. Kaşlarını kaldırdıkları zaman gözleri daha büyük gözükür  ve ışığın da yansımasıyla daha çekici görünürler. Bu saniyelik bir hareket değildir, siz farkedene kadar dakikalarda sürebilir.

Önüne eğiliyor! 
Sizinle ilgilenip, ilgilenmediğini öğrenmek için davranışlarını izlerken buna özellikle dikkat edin. Yanınızdayken davranışlarına özellikle çok dikkat edin. Kelimeler dudaklarından dökülmeden önce çoktan davranışlarına yansımış olabilir. Karşılıklı oturuyorsunuz ya da yan yana duruyorsunuz, eğer sürekli size sırtını dönüyor, sandalyesiyle oyunuyorsa kesinlikle sizden hoşlanmak bir yana kardeşi gibi görüyordur. Zamanınızı boşuna harcamayın.

Açık beden! 
Eğer bir kadın bacak, bacak üzerine atıyorsa buradan çok bir anlam çıkmaz. Fakat bunu bir erkek yapıyorsa size açılmak istemiyor olabilir. Kollarını önünde bağlaması da kendini kapatması anlamına gelir. Yanınızdayken ne kadar rahat davrandığına bakın. Sizinle ilgilendiğini anlamak için yanınızda bir süre kalıp ortama alıştıktan sonra ne kadar kendini açtığına ve rahat davrandığına bakın.

Sizin için iyi görünmeye çalışıyor! 
Sizinle ilgileniyorsa, sizin için iyi gürünmeye çalışacaktır. Peki siz bunu nereden anlayacaksınız? Yanınızdayken sürekli saçınız düzeltmesinden, üzerine başına çeki düzen vermesinden tabiiki.

Size baktığını çok belli ediyor! 
Size baktığını çok belli ediyor çünkü baktığı şeyden keyif alıyor. Kendinizi yeni keşfedilen bir ada gibi hissedebilirsiniz. Çünkü her 5 dakikada bir sizi baştan aşağıya süzecek ve bunu gizlemeyecek.

Yüzüne dokunuyor! 
Yüzüne, kulaklarına veya çenesine dokunuyorsa, sizinle ilgilendiğini düşünmeniz için iyi bir sebebiniz var. Uzmanlara göre erkekler heyecanlı ve gergin olduklarında ciltlerine bir kereden daha fazla dokunuyorlar.

Size dokunmak istiyor! 
Bir şey anlatırken, size doğru eğilir bir şekilde temasta bulunur.

Size bir şey ödünç vermeye çalışıyor! 
Centilmen her erkek yanında üşüyen bir kadın olduğu zaman mutlaka ceketini ödünç verir. Fakat geri vermenize rağmen almamakta hoşlanıyorsa hanımlar kesinlikle sizinle ilgileniyor. Bu centilmen davranışı yüzünden sadece iyi anılmayacak aynı zamanda sizinle bir daha buluşmak için iyi bir bahanesi olacak.
Read more ...

Evlilik kalbe iyi geliyor

Evlilikle ilgili yapılan tartışmaların sonu gelmiyor. Bir taraf evliliğin hayata olumsuz etkilerinden bahsetse de araştırmalar aslında evliliğin hayat kurtardığını ortaya koyuyor. 

Evliliğin hem kalp sağlığı yönünden, hem de kalp krizine bağlı ölümleri azaltması açısından kalbe iyi geldiği söyleyen Liv HOSPITAL Kalp Sağlığı Kliniği’nden Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alp Burak Çatakoğlu, 14 Şubat Sevgililer Günü öncesi evliliğin yararlarından bahsetti.

Evlilik hem kadında hem de erkeklerde kalp krizi riskini azaltıyor. Daha önce yayınlanmış bazı çalışmalarda, evliliğin kalp hastalıkları yönünden riski azaltıcı etkisi gösterilmişti ama bunlar daha çok erkek hastalar üzerine yoğunlaşmıştı. ‘Europan Journal of Preventive Cardiology’ de yayınlanan yeni araştırmaya göre hem kadın hem de erkeğin akut koroner olaya bağlı bir kalp krizi ve ölüm olasılığının belirli oranda azaldığı ortaya çıktı.

Bekarlık sultanlık değilmiş
Finlandiya’da yapılan bu araştırmaya göre her iki cinsiyette ve tüm yaş gruplarında, evli olanlarda akut koroner olaya bağlı bir kalp krizi ve ölüm olasılığının belirgin olarak azaldığı vurgulanıyor. Özellikle orta yaşlı evli ve birlikte yaşayan çiftlerde akut olaydan sonraki süreç çok daha olumlu seyrediyor. Araştırmada 1993 ile 2002 arasında kalp krizi geçirmiş 15.300 hasta incelendi. Bu hastalardan 7.700’ü ilk 28 gün içinde hayatını kaybetti. Bekar olan erkeklerde kalp krizi gelişme ihtimali evli olanlara göre yüzde 58-66 daha yüksek bulundu. Kadınlarda da bu oran yüzde 60-65 daha yüksek saptandı.

Kalp krizine bağlı ölüm oranlarının ise bekar olanlarda çok daha yüksek olduğu gözlendi. Bekar erkeklerde kalbe bağlı ölüm oranı evli erkeklere göre yüzde 60-68 daha yüksek saptanırken bekar kadınlarda bu oran yüzde 71 daha fazlaydı. Bekarlığın sultanlık olmadığını bu çalışmayı referans göstererek vurgulamak yanlış olmaz. Sağlıklı bir kalp için önce kalbi sevgi ve aşkla dolduracak bir eş bulmak önemli.

İşte nedenler
• Yalnız yaşayan insanın yemek alışkanlıkları ve hayat düzeni sağlıklı olmaz. Ayrıca günün getirdiği zorlukları da paylaşacağı bir eşi olmaması nedeniyle hayatın yükünü tek başına omuzlar.

• Birlikte yaşayan çiftler birbirlerine özen gösteriyorlarsa, hem yemek alışkanlıkları daha sağlıklı olur, hem de bir hastalık ile karşı karşıya kaldıklarında daha titiz bir bakım sağlanır.

Kardiyoloji Uzmanı
Doç. Dr. Alp Burak Çatakoğlu
• Çiftler el ele yürüyüşlere de çıkıyor, günlük egzersizlerini yapabiliyorlarsa sonuçlar kalp sağlığı yönünden daha da başarılı olur. Sağlıklı bir kalp için mutlu ve sevgi dolu bir evlilik artık reçetelerimize yazılabilir.

• Bekar insanların sosyo-ekonomik düzeyi daha düşük olabilir.

• Evli insanların ekonomik düzeyi daha iyi, daha sağlıklı yaşıyorlar, sosyal çevreleri var ve destek alma ihtimalleri daha yüksek.

• Evli çiftlerin ambulans çağırmaları daha kolay oluyor. Evli insanların hem hastane hem de eve çıktıktan sonraki süreçlerinde bakım ve tedavileri daha başarılı oluyor. Bekar veya yalnız yaşayanların sağlıkları ile takipleri yetersiz kalabiliyor. Günlük ilaç takibi, kolesterol düşürücü veya tansiyon ilaçların düzenli alımı aksayabiliyor.

Read more ...

Burçlara Göre Prezevatif Tercihi...

Özel ve sosyal hayata dair ipuçları veren burçlar, bireyleri gezegenlerin etkisiyle dönemsel olarak libidolarındaki değişimlere göre farklı prezervatif çeşitlerine yöneltiyor. Ateş, Su, Toprak ve Hava grupları daha çok hangi prezervatif çeşidini neden kullanıyor? 

Prezervatif alırken yaşanan ‘utanma’ hissiyatını ortadan kaldırmak için kurulan prezervatifAl.com’un 2000 üyesi arasında eğlenceli bir anket çalışması yapıldı. Anketinin eğlenceli ve çarpıcı sonuçları şöyle:

Ateş Burçları

Sıcak, enerjik ve yaşamayı seven Ateş burçları, cinsel hayatlarında da yeniliklere açık, eğlenceli ve kontrollüdürler.

• Kalabalık ortamlarda seks fikri bile tahrik olmalarına yeten sabırsız ve aceleci Koç’ların tercihi; geciktiricili prezervatif.

• Özgüveni yüksek olan, yatakta üstünlük sağlamak isteyen ve yaramaz bir çocuktan farksız olan Aslan’ın tercihi; ekstra ince prezervatif.

• Genellikle meyveli & renkli prezervatifleri tercih eden Yay'lar; neşeli, espritüel ve renkli bir kişiliğini cinsel hayatına da yansıtıyor.

Toprak Burçları

İnce ruhlu, anlayışlı ve sadık yapıya sahip olan Toprak Burçları için cinsellik, adeta yemek yemekten farksızdır.

• Cinselliğin anlamı loş bir ışık, hafif bir müzik ve bir kadeh şampanya eşliğinde yemek gibi olduğu Boğa'ların tercihi; isıtıcı kremli ve/veya tırtıklı prezervatiflerden yana.

• İdealist, romantik ve mükemmelliyetçi Başak’ların kendilerini güvende hissetmeleri için extra kalın prezervatifler vazgeçilmezlerinden...

• Sevecen, tutkulu ve kadınının kendine tamamen teslim olmasını isteyen Oğlak erkeklerinin tercihi ise, geciktiricili ve/veya noktalı prezervatifler.

Hava Burçları

Değişken, meraklı ve hareketli Hava Burçları, ilişkilerinde adrenalin ve macerayı severler.

• İstikrarsız, havai ve eğlenmeyi seven İkizler erkekleri yatak oyunlarını iyi bilir ve tercihi renkli kişiliği gibi halkalı prezervatiflerden yana.

• Kendine hayran, entelektüel ve ilişkisinin monotonlaşması kabusu olan Terazi’ler, tırtıklı prezervatifi tercih ediyor.

• Cinselliğin arkadaşlıktan sonra geldiği Kova erkeklerinde, partneriyle öncelikli olarak arkadaşlık kurması ve ona saygı duyması gerekir. Kontrollü ilişkilerin öncüsü Kova’ların tercihi; güvenli ekstra kalın prezervatifler.

Su Burçları

Bir su damlası kadar masum, okyanuslar kadar da vahşi olan Su Burçları, hayal gücü ve cazibeleriyle renkli bir cinsel ilişki yaşarlar.

• Duygusal ve romantik yapıya sahip olan aşık olmak, sevmek için Yengeç’ler tercihlerini çikolata & gül aromalı prezervatifler’den yana kullanıyorlar.

• Karşı konulamaz bir cazibeye sahip ve zaman ve mekan tanımaksızın her daim cinselliğe hazır olan Akrep'lerin tercihi; ısıtıcı kremli prezervatiflerdir.

• Samimi, sevecen ve romantik bir aşık olan Balık’lar şımartılmaktan ve yatakta kontrolün elinde olmasından büyük haz duyarlar. Ekstra ince ve/veya çikolata & gül aromalı prezervatifler en çok kullandıkları arasında.
Read more ...

Haylaz dediğiniz çocuğunuz hiperaktif olabilir

Son dönemlerde çocuğunun hareketli olduğunu görüp, bu hıza yetişemeyen ebeveynlerin “Çocuğum hiperaktif, yapacak bir şey yok” söylemlerine sıkça rastlamak mümkün.

Oysaki hiperaktivite doğru tanı ve tedavi yöntemleri uygulanmadığı takdirde çocuğun ileriki yıllardaki yaşamını olumsuz etkileyebilecek önemli bir sorundur ve dikkat gerektirir.

Hiperaktif çocuk çizgi filme dahi dikkatini veremez
Çocuklar sıklıkla hareketlidir, hareket özgürlüktür ve bağımsızlığını, yapabilirliğini sınamak isteyen çocuk hareket eder. Çocuğunuz sevdiği aktivitelerde, mesela çizgi film izlerken veya oyun oynarken dikkatini verebiliyorsa, yerinde durabiliyorsa sadece konsantrasyonunun diğer alanlarda da geliştirilmesine çalışılabilir. Hiperaktivite aileyi ve çevreyi rahatsız edecek boyutlarda görülüp çocuğun psikolojisini de olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle hiperaktivite ve dikkat eksikliğine doğru yaklaşım çok önemlidir.

3 yaştan itibaren anlaşılabiliyor 
Dikkat eksikliği ile hiperaktivite bozukluğunun temel özelliği, dikkat süresinin kısalığı, engellenmeye yönelik denetim eksikliği nedeniyle davranışlarda ya da bilişte ortaya çıkan ataklık ve huzursuzluktur. Başlangıcı genellikle 3 yaş dolaylarında olmakla birlikte tanı ilkokul yıllarında konulur. En sık görülen semptomlar; aşırı hareketlilik ve kıvranma, yerinde oturmada güçlük, çok konuşma, dikkatini sürdürmede güçlük, dikkatin kolay dağılması, sıklıkla bir şey kaybetme, sorulara birden atlayıp cevap verme, kuralları takip etmede güçlük, sessizce oynamada güçlük, oyunlarda sırasını beklemede güçlük, bir aktiviteden diğerine kayma, sıklıkla ne söylediğini bilememe, tehlikeli aktivitelerle uğraşma olarak sıralanabilir.

Çocuğunuz ödevlerini yapmayıp kendini okula veremiyorsa “tembel” değil hiperaktif olabilir
Dikkat eksikliği ve hiperaktivitesi olan çocuklarda genellikle agresiflik, anksiyete tabloya eşlik eder. Bu çocuklar arkadaşları tarafından reddedilme sorunları yaşarlar, bunun nedeni karşı gelme davranışı, düşük toleranslı olmaları, inatçılık ve azalmış güven duygularıdır. Çocuğun ödevlerini yapmaması, kendini vermemesi tembellik olarak düşünülür. Yukarıdaki belirtilerin her zaman kendini göstermemesi ebeveynin çocuğun bunu istemli yaptığını düşünmesine sebep olur.

Aile ve okul dayanışmasına ek olarak uzman yardımı alınması şart
Bu rahatsızlıkta tek başına ilaç tedavisinin başarı oranı düşüktür. Aile ve okul ile beraber davranışları düzenleyici bir çalışma gereklidir. Belirtiler çok önemli sorunlara sebep olmadıkça bu çocukların normal sınıf ortamında okumaları ve en ön sırada oturmaları tercih edilir. Çocuğun dürtü ve öfke yönetimi kazanmasına çalışılması, yaz için programlar düzenlenmesi, zaman kullanımı ile ilgili çalışmalar yapılması önemlidir.

Memorial Hizmet Hastanesi 
Psikoloji Bölümü
Uzm. Psikolog Sevda S. Yurtseven
Read more ...

Oruç tutmak isteyen migren hastaları ne yapmalı?

Artan sıcaklar ve uzayan oruç saatleri bu yıl da Ramazan’da zorlu geçecek günleri beraberinde getiriyor. 

Kronik hastalığı olanlar için bu sürecin çok daha zorlu geçebildiğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Algoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayşen Yücel, oruç tutacak migren hastalarını uyardı. Dr. Yücel, “Oruç süreci migreni yüzde yüz etkiler, hasta oruçluyken ilaç alamayacağı için de ataklar şiddetlenebilir” dedi.

Ramazan ayında oruç tutmak isteyen migren hastalarını oruç süresinin uzunluğu ve sıcak havanın etkisi endişelendiriyor. Aç ve susuz geçirilen sürenin artışı ile vücudun bu duruma karşı uyarıya geçtiğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Algoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayşen Yücel, “Atak görülme sıklığı herkeste farklılık gösterdiği için kişi mutlaka kendini test etmelidir. Çünkü oruç, ağrılı hastalarda dengeyi ciddi şekilde bozabilir. ” dedi.

Oruç tutmak vücutta çeşitli tepkilere neden olabiliyor. Bunların başında kan basıncı oynamalarına veya ani kan şekeri düşmesine bağlı olarak oluşan baş ağrısı geliyor diyen Anadolu Sağlık Merkezi Algoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayşen Yücel, “Sıklığı ayda 1-2’den fazla olmayan ataklar şeklinde gelen bir ağrı varsa ve kişi ilaç dışı yöntemlerle de ataklarını geçirebiliyorsa, sahur ve iftar öğünlerini düzgün takip etmek kaydıyla bu kişiler oruç tutabilirler.” dedi

Koruyucu tedaviyle oruç tutulabilir
Migren gibi kronik ağrısı olan kişilerin oruç tutmasının bu ağrıyı tetikleyebileceğini söyleyen Dr. Yücel, “Bu tarz hastalığa sahip olanlar koruyucu tedaviyi sürdürmek kaydıyla oruç tutabilir” dedi. Dr. Yücel şöyle devam etti; “Örneğin; ayda 2-3 migren atağı olan bir hasta, atak gelmesin diye koruyucu tedavi alıyorsa, ilaç alım saatini ramazana göre düzenleyip, kriz sayısı da az olduğu için orucunu sürdürebilir.”

Yeterli uyku ve düzenli ilaç kullanımı önemli
Prof. Dr. Ayşen Yücel
Yeterli uyku ve oruca uygun şekilde düzenli ilaç kullanımı ile kişilerin oruçlarını tutabileceğini belirten Dr. Yücel, yine de bu kişilerin Ramazan boyunca hafif ve orta şiddette baş ağrısı yaşayabileceklerini aktardı. Hafif ve orta şiddettli ağrıların nefes ya da gevşeme egzersizleriyle geçirebileceğini söyleyen Dr. Yücel, ağrıyı azaltma üzerine yapılan egzersizlerin ağrı kontrolünde çok yararlı olduğunu ifade etti. Nefes ve gevşeme egzersizlerinin ağrı kontrolünde faydalı olduğunu dile getiren Dr. Yücel, “Nefes egzersizleri tıpkı doğum sancıları sırasında uygulandığı gibi yapılabilir. Ağrıyı kendi kendinize kontrol etmeye çalışırken bir yandan da vücudun iyi oksijen almasını sağlayarak, dokulara daha fazla oksijen gönderirsiniz” dedi.

Kişinin kaslarını kendi kendilerine gevşettiği egzersizlerin de yararlı olduğunu söyleyen Dr. Yücel, bu egzersizlerin sessiz, sakin bir ortamda ve mümkünse sevilen bir müzik eşliğinde yapılmasını tavsiye etti. Dr. Yücel, ayrıca migren ağrısı sırasında başı bir eşarp veya tülbentle sıkmanın ve yine başın üzerine buz veya soğuk uygulamanın atağı geçirmede oldukça yardımcı bir uygulama olacağını da önerilerine ekledi.
Read more ...

Sağlıklı aşk hayatı için yapmanız gerekenler

Mutlu ve sağlıklı bir ilişki yaşamak yaşam kalitenizi arttırır, hayata bakış açınızı değiştirir...

Sağlıklı ve mutlu bir ilişki nasıl yaşanır? Hayat şartları, zamanın getirdiği ve gerektirdiği prensipler, kişisel egolar... Uzun ve mutlu bir ilişki yaşamanın ilk adımını atın!

Akıllıca bir partner seçin. Birçok nedenle insanlar bizimle ilgilenir ama biz, bize en yakın olan kişiyi seçmeliyiz. İlk önce bir arkadaş olarak potansiyel sevgili adayınızı değerlendirin. Karakterine, kişiliğine, değerlerine, cömertliğine, ruhuna, sözlerine ve eylemlerine bakın. Diğer insanlarla olan ilişkilerini gözlemleyin.

İlişkiler hakkındaki inançlarını, düşüncelerini öğrenin. Farklı insanlarla yaşadığı ilişkiler hakkında sık sık çatışan inançlara mı sahip? Onlar hakkında kötü konuşuyor mu? Onları aldatmış mı?

Seksi, sevgi ile karıştırmayın. Özellikle ilişkinin başında, cinsel cazibe ve keyif sık sık aşk ile karıştırılmaktadır.

Birbirinizin ihtiyaçlarını bilin ve onlar için açıkça konuşun. İlişkiler kişilerin kendilerini tatmin yolu değildir. Bir çok kişi, özellikle de kadınlar ihtiyaçlarını  bildirmekten korkarlar. Bunun sonucu olarak duygularını gizlerler ve maske takarlar. Sonucunda sevgilisinin ne istediğini bilmeyen ve anlamayan bir adam, mutsuz ve mutlu numarası yapan bir kadın. Yakınlık, dürüstlük olmadan oluşmaz.

Saygı, saygı, saygı... Sevgilinizle her zaman saygınızı korumalısınız. Böylece ilişki içinde veya dışında birbirinizi asla kaybetmezseniz. Saygı bir ilişki için şarttır.

Farklı bakış açılarınızı kabul edin. İkinizde eşsiz bireyler olduğunuz için farklılıklar ilişkiye hem güç hem de bir takım değerler kazandıracaktır.

Tartışmaya başlamadan önce keşfedin. İstemediğiniz bir şey yaptığından bunu neden yaptığını sorun. Ve anlamaya çalışın.

Gerçekten karar vermeden birbirinizin kaygılarını ve şikayetlerini dinleyin.

Uzun menzilli bir ilişki görünümü alın. Evlilik, birlikte gelecek geçirmek için bir anlaşmadır. Hayallerinizi sürekli olarak güncelleyin. İlişkinin her döneminde birbirinize ne istediğinizi sorun ve cevapları kabullenin.

Seks yapmayı ihmal etmeyin. İyi ve düzenli seks kişilerin birbirlerine olan bağını pekiştirir. Tarafların birbirlerini tanımasına izin verir.
Read more ...

'Su İçsem Yarıyor' Diyorsanız...

"Su içsem bile yarıyor. Ne yaparsam yapayım fazla kilolarımdan kurtulamıyorum!" diyenlerdenseniz metabolizmanızı hızlandırmalı ve diyet tuzaklarına dikkat etmelisiniz...

Yavaş çalışan bir metabolizmanız varsa, egzersiz çok önemlidir. Kas dokusundaki artış ve yağ dokusundaki azalışla birlikte metabolizma hızı artar ve yediklerinizi daha hızlı yakmaya başlarsınız.

Ayrıca, metabolizma hızınız normal olsa da, kilo vermek için çabalarken bazı şeyleri yanlış yapıyor olabilirsiniz. Diyet tuzaklarını tanımak için Uzman Diyetisyen Dilara Koçak’ın önerilerine dikkat!

Bazal Metabolizma Hızı Nedir?

Bazal metabolizma hızı (BMH) 24 saat boyunca hiç hareket etmeden hayati fonksiyonların devamı için harcanan enerjidir. BMH kadınlar için ortalama 1.000 – 1.400 kalori; erkekler içinse 1.200 – 1.600 kalori diye düşünülebilir. Kilo vermek için kadınlar 1.000 – 1.200 kalori, erkekler 1.200 – 1.600 kalori alabilir. Kiloyu muhafaza etmek için kadınların günlük ortalama 2.000 kalori erkeklerin ise ortalama 2.500 kalori alması tavsiye edilir.

Ancak tabii ki, tüm bunlar ortalama değerlerdir. Bazal metabolizmanızın hızını ölçmek için bir uzmandan yardım almanız en doğrusudur. Eğer düşük kalorili beslenmenize rağmen kilo kaybedemiyorsanız, bazal metabolizma hızınız ortalama değerlerden düşük olabilir.

Kas Dokusunu Artırarak Metabolizmayı Hızlandırabilirsiniz

Uzman Diyetisyen Dilara Koçak, metabolizma hızını artırabilmeniz için şu önerilerde bulunuyor:
“Vücudumuzun yaşamak için kullandığı enerji (kalori) miktarı olan metabolizma hızı, kişiler arasında oldukça değişkenlik gösterir. Bu da onların kilo alıp vermelerini etkiler. Bazı kadınlar günde 1.600 kaloriyle hızla kilo verirken, günde 800 kalori almalarına rağmen yavaş kilo veren insanlar da nadir olmakla birlikte vardır. Bu insanlar enerjiyi depolayarak ve kilo aldırarak daha idareli çalışan bir metabolizmaya sahiptirler. Eğer bu şekilde yavaş çalışan bir metabolizmanız varsa, egzersiz çok önemlidir.

Kas dokusundaki artış ve yağ dokusundaki azalışla birlikte metabolizma hızı artar ve yediklerinizi daha hızlı yakmaya başlarsınız. Üstelik düzenli egzersize bağlı olarak vücut enerjisi artar, yorgunluk hissi minimuma düşer."

Dirençli Kilolarda Moralinizi Bozmayın

Eğer diyet yapıyorsanız ve bir belirli bir noktada kilo vermeniz duruyorsa hemen moralinizi bozmayın. Daha önce kilo alıp veridiyseniz bedeniniz önceki kilolarınıza sadakat gösterme eğiliminde olur. Uzun süre kaldığınız bir kilo, diyetin tam orta dönemine denk gelip kilo verme hızınızı oldukça yavaşlatabilir. Böyle bir durumda sabırlı olmak ve hareketi arttırarak negatif enerji dengesine yardımcı olmak en doğru yoldur. Kendinizi aç bırakmak kesinlikle çözüm değildir. Üstelik siz aç kaldıkça metabolik hızınız yavaşlar ve daha sonra kilo alma riski doğar. Bunun yerine öğün sıklığını arttırmak, diyetin karbonhidrat miktarını azaltıp yağsız proteini arttırmak denenebilir. Ancak, bunu yaparken de yeterli miktarda karbonhidrat almayı ihmal etmemelisiniz, çünkü beyin dokusu enerji için sadece karbonhidrat yani glikoz kullanır.

Tuzaklara Dikkat!

Kilo vermek için çabalasanız da bazı şeyleri yanlış yapıyor olabilirsiniz. Uzman Diyetisyen Dilara Koçak, kilo aldıran tuzakları tanımanızı ve onlara dikkat etmenizi öneriyor. İşte size kilo aldıran o hain tuzaklar:

Light etiketli demek, istediğiniz kadar yiyebilirsiniz demek değil: Diyet ürünler tehlikesiz göründükleri için aşırı tüketime oldukça müsait. İstenmeyen tablo bu gıdaların diyet etiketli olmasına rağmen hala kalorili olduklarını unutunca ortaya çıkıyor. Unutmayın ki, bir ürünün ambalajında light etiketi bulunması demek, istediğiniz kadar tüketebileceğiniz anlamına gelmiyor.

Salata soslarına dikkat: Kilo sorunumuzu düşünmeden bol bol yediğimiz salatalar da aslında dikkat etmez isek kilo almamıza sebep olabiliyorlar. Nasıl mı? Salatayı daha çekici kılmak için ilave edilen baştan çıkarıcı ve kalori yönünden zengin soslar yüzünden. Salata hazırlarken koyu yapraklı malzemelere ağırlık vermeniz ve salatayı soslar yerine peynir,  avokado, kuru meyveler ve tahıllarla süslemeniz size iyi bir çözüm sunar. Öte yandan sağlıklı bir yağ olmasına rağmen zeytinyağının da her tatlı kaşığında 45 kalori bulunduğunu da unutmamak gerek.

Diziler kilo aldırıyor: Bir araştırmaya göre kadınların fazla kilolarının bir suçlusu da sevilen diziler. Bir kadın en sevdiği diziyi onuncu kez izlemeye bile karşı koyamıyor. Dizi izleme eylemini daha keyifli kılmak için ise elbette atıştırmalıkları yanı başından ayıramıyor. İşin en tehlikeli kısmı ise akşam yemeğini TV karşısında yemek. Çünkü bu yemek normalden çok daha fazla uzuyor. Mutlaka TV karşısında bir şeyler yemek istediğinizde ise yoğurt ve meyve gibi sağlıklı seçeneklere yönelmeniz yararınıza olacaktır.
Read more ...

Verem Hakkında Merak Edilenler

Bilinen en eski hastalıklardan biri olan verem, 50 yıldır tedavisi olmasına rağmen, hâlâ ölümlere sebebiyet veriyor. İşte verem hakkında merak edilen soruların yanıtları...

Ocak ayının ilk haftası, Verem hakkında bilinçlendirmek amacıyla her yıl 'Verem (Tüberküloz) Haftası' olarak değerlendiriliyor. Verem, 'mycobacterium tuberculosis' mikrobunun bulaşmasıyla oluşan, genellikle akciğerlere yerleşen ancak lenf bezleri, kemikler, böbrekler, karın ve beyin zarlarında da görülebilen ve hava yoluyla yayılan öldürücü fakat tedavi edilebilir bir hastalıktır.

Dünya Sağlık Örgütü 2009 Küresel Tüberküloz Kontrol Raporu'ndaki verilere göre Türkiye'nin olgu bulma hızı yüzde 76, tedavi başarısı ise yüzde 91 seviyelerinde seyretmekte. Medline Acil Sağlık Hizmetleri Operasyonlarından Sorumlu Direktör Dr. Barış Mutluer yılda üç milyonu aşkın kişinin tüberküloz nedeniyle hayatını kaybettiği verem hastalığı ile ilgili bilgi veriyor…

- Nasıl bulaşır? 
Hastalığa sebep olan mikrop veremli hastadan sağlam kişiye, hava yoluyla (damlacık enfeksiyonu yoluyla) geçerek yayılır. Çok daha nadir olarak hasta sığırların sütlerinden yapılan süt ürünleri ile de bulaşabilir.

- Belirtileri nelerdir? 
Hastalık, sinsi ve yavaş ilerler. Hastalar genellikle aylardır devam eden halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, hafif ateş, geceleri terleme gibi yakınmalarla hekime başvururlar. Zamanla bunlara öksürük ve balgam çıkarma da eklenir. Balgamda kan da gelebilir. Akciğer dışı organ tüberkülozlarında, hastalığa tutulan organla ilişkili yakınmalar bulunabilir. Örneğin idrarla ilgili şikayetler (kırmızı idrar yapma, idrar yaparken yanma vb.), boyunda lenf bezelerinin büyümesi gibi.

- Korunma yolları nelerdir?
Veremden korunmak için artık günümüzde aşı kullanımı yaygındır. İki aylıkken ve yedi yaşında verem aşısı uygulanır. Çevresinde veya ailesinde verem hastası olanlar kontrol altında olmalı, gerekli tetkikler yapılmalıdır. Hastalığın bulaşmaması için bir müddet ilaç da kullanabilir. Düzenli yaşam, sigara, alkol, madde bağımlılığının bırakılması, temizliğe önem vermek, yeterli beslenme hastalığın kontrol altına alınması ya da başlamaması için önemlidir. Verem hastalığı geçirmiş birinin tekrar olmaması diye bir durum söz konusu değildir. Aynı önlemleri o da almalı ve hayatına dikkat etmelidir.

- Her tüberküloz hastası mikrobu bulaştırır mı?
Balgamında mikrop bulunan, hastalığı yaygın olup öksüren hastalar daha çok bulaşmadan sorumludur. Akciğer dışı organ tüberkülozu olanlar, en az 15 gündür tedavi almakta olanlar pratik olarak bulaştırıcı değildir.

- Mikrobun bulaşmasından itibaren ne kadar süre sonunda hastalık ortaya çıkar?
Bu süre çok farklıdır. Mikrobu alan kişide bazen 1–2 ay; bazen bir kaç yıl, bazen de onlarca yıl sonra hastalık gelişebilir veya hiç gelişmeyebilir.

- Tedavisi nasıl yapılır?
Verem hastalığının tedavisinde kullanılan yöntem ilaç tedavisidir. Fakat hastanın da yapması gerekenler vardır. Beslenmeye dikkat etmeli, bağışıklık sistemini güçlü tutmalı (C vitamini bunun için çok önemlidir) ve iyi dinlenmesi gerekir. Verem tedavisi uzun sürelidir ve doktor gözetiminde olmak gerekir. Doktor isterse tedavi süresini uzatabilir. İlaçlar genelde birden fazladır. Çünkü bakteriler tek bir ilaca karşı direnç gösterebilirler. Unutmamak gerekir ki erken tanı ve dolayısıyla tedaviye çabuk başlamak çok önemlidir. Böylece hastalığın başkalarına bulaşmasının önüne geçilir ve iyileşme süresi kısalır.
Read more ...

Kalp Ritmini Oynatan 3 Neden

Kalp dokusunu meydana getiren hücrelerin her birinin elektrik üretebilme yeteneği var. Bunlar arasındaki ahenk bozulunca da ritim bozukluğu ortaya çıkıyor. 

Yaşamı tehdit edebilen ritim bozukluğu 3 nedenden kaynaklanıyor. Eğer karıncıklardan kaynaklanıyorsa nispeten daha tehlikeli olabiliyor. Örneğin bayılmaya, hatta ani kalp ölümüne yol açabiliyor.

Kalbimiz herkesin kabaca yumruğu kadar bir büyüklüğe sahip özel bir kas dokusundan oluşuyor. İnsan kalbinin hem elektriksel hem mekanik işlevleri bulunuyor. Bunlar arasında temiz kanı organlara göndermek ve kirli kanı da akciğere gönderip onun temizlenmesini sağlamak yaşamsal özelliğe sahip. Kalp bu görevlerini yerine getirerek insan dolaşımını ömür boyu ayakta tutmaya çalışıyor. Bunun dışında kalp dokusunu meydana getiren hücrelerin her birinin elektrik üretebilme yeteneği var. Bunlar ahenk içinde çalışıyor. Ahenk bozulunca da ritim bozukluğu ortaya çıkıyor. International Hospital’dan Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Tayfun Açıl kalp ritim bozukluğu hakkında en çok merak edilen soruları yanıtladı:

Kalp ritmini neler bozuyor?
Kalp ritmini bozan başlıca 3 neden var:
• Kalbin  elektriksel özelliklerini bozan her türlü yapısal kalp hastalığı.
• Yapısal  bozukluk olmadığı halde kalpte doğrudan oluşan elektriksel kalp hastalıkları.
• İnsan bünyesini strese sokan her türlü iç ve dış etken.

- Kalp ritim hızı hangi değerde olmalı?
Her insanın kalbinde, sağ kulakçıkta yer alan ve elektriksel uyarı oluşturan sinüs düğümü diye bir merkez var. Burada oluşan uyarılar, özelleşmiş ileti yollarından iletilerek kalbin karıncıklarına yayılıyor. Bu sayede kalp kasında bir kasılma meydana geliyor ve kan da bu şekilde pompalanıyor. Normalde sinüs düğümü bunu kişi dinlenme halindeyken dakikada 60-100 arasında bir hızla yapıyor, bu da nabız dediğimiz durumu yaratıyor. Kalbin ritim hızı 100’ün üzerine çıkarsa da, 100’ün altına inerse de rahatsızlık yaratıyor.

- Ritim bozukluğu ne tür sorunlar oluşturuyor?
Tıpta “aritmi” adı verilen ritim bozuklukları, kalbin kulakçıklarından kaynaklanan türde olabildiği gibi, kalbin karıncıklarından kaynaklanan türde de olabiliyor. Karıncıklardan kaynaklanıyorsa nispeten daha tehlikeli olabiliyor. Örneğin bayılmaya, hatta ani kalp ölümüne neden olabiliyor. Bu ritim bozukluklarının bazısının nedeni bilinmemekle birlikte birçoğu genetik olabiliyor. Ritim bozukluklarında eğer nabız 100’ün üzerindeyse “taşikardi” deniliyor. Eğer 60’ın altında bir nabza neden olan ritim bozukluğu varsa “bradikardi” deniliyor.

- Ritim bozukluklarının belirtileri neler? 
Normalde kalp atışlarının farkında olmayız. Fark eder hale gelirsek buna çarpıntı diyoruz. Ama bunun yanı sıra baş dönmesi, bayılacakmış gibi olma gibi durumlar ortaya çıkabiliyor. Hatta en kötüsü ani kalp ölümü şeklinde kendini gösterebiliyor.

- Kalbin ritmini neler bozuyor?
• İnsan bünyesini strese sokan her türlü iç ve dış etken kalp ritim bozukluğu yaratabiliyor. Psikolojik stres de buna yol açabiliyor.
• Zeminde yatan elektriksel kalp hastalığı varsa aritmi tetiklenebiliyor.
• Aşırı soğuk, aşırı sıcak olabiliyor. Sıcak havalarda kalp hızlı artıyor, aşırı soğuk havalarda ise nabız sayısı düşüyor.
• Deprem gibi doğal afetler kalp krizini tetikleyebildiği gibi, kalp ritim bozukluklarını da tetikleyebiliyor, ancak yine de zeminde başka bir sorun olması lazım. Herkeste olacak diye bir kural yok. Bu tür olaylar gerginliğe yol açtığı için anksiyete yaratıyor. İstirahat kalp hızının yüksek olmasına neden olabiliyor.

- Toplumda görülme sıklığı nedir?
Kalbin kulakçığından kaynaklanıyorsa binde 2 civarında oluyor. ABD’de ani kalp ölümü gibi ciddi ritim bozuklukları toplumda yılda yaklaşık 300-350 bin arasında görülüyor. Avrupa’da benzer rakamlar var. Kulakçıktan kaynaklanan kısa devreye bağlı olanlar genelde daha çok genç kadınlarda görülüyor. Ama daha ölümcül olarak nitelendirdiğimiz ve karıncıklardan kaynaklanan ritim bozuklukları kalp damar tıkanıklığı olan, yüksek tansiyon sorunu bulunan hastalarda olacağı için daha ileri yaşlarda meydana geliyor.

- Tanısı nasıl konuyor?
Kalbin elektriksel özelliğini görüntü haline çeviren, halk arasında elektro ya da EKG denilen tetkikle tanı konulabiliyor. Bunun 24 saatlik olanı da var. Holter EKG ya da ritim holter ile tanı konulabiliyor. Bunun dışında girişimsel bir işlem olan elektrofizyolojik çalışma da tanı koymada kullanılıyor. Kalbin içine özel kablolar yerleştirilerek kalbin elektriksel özelliği ortaya konuluyor. Ritim bozukluğu varsa bu şekilde teşhis edilebiliyor.

- Ritim bozukluğunu önlemek için neler yapmalı? 
Basit ritim bozuklukları sağlıklı bireylerde de görülebiliyor. Bunlarda genelde tedaviye gerek duyulmuyor. Bu kişilerin kafeinli içecekler, sigara tüketimi, stres, uykusuzluk ve bazı grip ilaçlarından uzak durmaları gerekiyor.

- Ne tür tedaviler uygulanıyor?
Basit olmayan ritim bozukluklarında ilaç tedavisi uygulanıyor. Ancak ilaç tedavisi uygulandığı sürece etkili oluyor, kesin tedaviyi sağlamıyor. Eğer kısa devreye bağlı ritim bozukluğu varsa o zaman kısa devreye neden olan anormal ileti yolunun yakılması ile tedavi ediliyor. Buna “Radyofrekans Ablasyon Yöntemi” deniliyor. Bu işlemde hasta anjiyografi odasına getiriliyor. Masaya yatırılıyor. Kasıktan ve bazen boyundan özel kablolar kalbin içine yerleştiriliyor. Anormal ileti yolunun yeri bulunduğunda, yine özel bir kateter olan ablasyon kateteri ile kalbin hastalıklı bölgesine gidiliyor. Radyofrekans dalgası yardımıyla oluşan ısıyla o bölge tahrip ediliyor. Kalbin içine girilip ısı veriliyor. Bu ısı 50-70 derece arasında oluyor. Ancak, hasta bu ısıyı hissetmiyor. Yani, herhangi bir acı duymuyor.

- Kriyoablasyon yöntemi nedir. Hangi durumlarda başvuruluyor?
Anormal ileti yollarının ortadan kaldırılması için “kriyoablasyon” denilen ve nispeten daha yeni olan bir yöntem daha uygulanabiliyor. Kalbin içine girilerek, eksi derecelerde soğutma ve tahrip etme yoluna gidiliyor. Kalbin içinde anormal iletiye yol açan bölge aşırı donduruluyor, eksi 75 derecede soğutuluyor. Soğuk da o hücreleri öldürüyor. Anormal ileti yollarını ortadan kaldıran bu işlemlerin süresi ritim bozukluğunun türüne göre değişebiliyor. Genelde ortalama bir iki saat içinde sorun çözümleniyor. Komplikasyon oranı çok düşük. Yüzde 5-10 arasında nüks edebiliyor. Genelde çok iyi ve kalıcı çözüm veriyor. Hasta sırf bundan dolayı hasta ilaç alıyorsa bu tedaviden kurtuluyor. Bu işlemi elektrofizyoloji eğitimi almış uzman kardiyologların yapması büyük önem taşıyor.
Read more ...

Evlilik Stresi Saçları Dökülüyor

Evlilik kararını almak ne kadar keyifliyse evlilik hazırlıkları da o kadar streslidir. Düğün telaşı, ailelerle ilişki seviyesinin artması derken stres kaçınılmaz olur. Peki, evlilik öncesi yaşanan stresin saçların seyrelmesine ve ani saç kayıplarına neden olabileceğini biliyor muydunuz?

Evlilik kararı ve evlenme zamanına kadar geçecek olan sürenin çiftlerde stres kaynağı olduğunu söyleyen BIOBLAS Saç Bakım Danışmanı Ecz. Dr. Özden Kasımoğulları, stresi ise saç dökülmelerinin en büyük nedenlerinden biri olarak gösterdi. Kasımoğulları söyle konuştu:

“BIOBLAS’ın yaptırdığı son araştırmaya göre her 10 kişiden 7’sinin saçları stres nedeniyle dökülüyor. Kişi için her yeni durum, karşılaştığı sorunlar ve uyaranlar stres nedenidir. Stres ise ruhsal olduğu kadar fiziksel sorunlar da doğurur. Stres nedenli beslenme dengesizliğinden dolayı vücudun ihtiyacı olan vitamin ve mineraller yeterli oranda alınamaz Bu da vücudun tüm dengesini bozar.”

Saçın Mineralleri Azalıyor, Saçlar Dökülüyor

Uzun süren şiddetli strese ise önce saçların tepki verdiğini ifade eden Kasımoğulları, vücudun stres sonucu salgıladığı asidin saç derisinin pH değerini düşürdüğünü belirtti. Bu durumun saçlarda seyrelmeye ve ani saç kayıplarına yol açabileceği konusunda uyaran Kasımoğulları, “İnsanların belli dönemlerinde saç dökülme yoğunluğu daha da artar. Bizim yaptığımız araştırmalara göre bu dönem ya hayatıyla ilgili yeni bir karar verdiği ya yoğun tempoda çalıştığı ya da hayatında olumsuzluk yaşadığı zamanlara denk gelir. Stres saçın ihtiyacı olan çinko, demir, magnezyum, kalsiyum ve potasyum minerallerini azaltır. Bu da saç seyrelmelerine veya ani saç kayıplarına neden olur” dedi.

Mineral Zengini Ürünler Tercih Edilmeli

Evlilik sırasında yaşanılan stresi yok etmek pek mümkün olmasa da evlilik stresinin neden olduğu saç dökülmelerinden kurtulmak mümkün. Ecz. Dr. Özden Kasımoğulları, düğün öncesi sorun olmaktan çıkaracak ipuçlarını verdi:

“Bu dönemde vücudun ihtiyacı olan çinko, demir, magnezyum, kalsiyum gibi mineral ve vitamin ihtiyacını karşılayacak besinlere yönelmek gerekebilir. Bunun yanı sıra bu saç için yoğun bir bakım kürüne girilebilir. Saçın ihtiyacını karşılayacak ürünler kullanmakta fayda var. Mineral ve vitamin bakımından zengin ve saç dökülmesi sorununa çözüm getiren ürünler kullanılabilir.”

Read more ...

Ruhunuz İçin Detoks Zamanı!...

Sisli-puslu, kasvetli kış günlerini artık geride bırakıyoruz. Bahar, canlılığı ve tazeliği ile yaşamı dört bir yanından kuşatıyor. Mevsim, doğada canlanmayı ve yenilenmeyi de beraberinde getiriyor. 

Kış boyunca alınan kilolar, yaşanan iş stresi ve benzeri sorunlardan oluşan depresyon hali yazın enerjisi ile son buluyor. Reem Nöroloji Merkezi’nden Doktor Mehmet Yavuz, ruhunuzu arındırmanın yöntemlerini bakın nasıl anlatıyor…

Günlük hayatın kişide oluşturduğu stres hali, kış ayları boyunca alınan kilolar ve benzeri sıkıntılar kimi zaman depresyon sebebi olabiliyor. Belirtiler fark edildiği durumda kişinin kendini sorgulaması gerektiğini belirten Dr. Mehmet Yavuz, yaz aylarının stres, depresyon ve kilolardan arınmak için çok iyi bir fırsat olduğunu vurguluyor. Dr. Yavuz “Yaşantımızda dikkat edeceğimiz ufak detaylar, beslenme alışkanlığımızdaki değişiklikler kışın depresyon sebebi olabilecek kilolardan kurtulmanın ve daha stressiz bir hayat yaşamanın anahtarı” diyor ve tüm bu detayları şöyle sıralıyor:

İlk Adım Stresten Arınmak…

Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, yaşam kalitemizi düşüren stresten kurtulmak için günlük hayatımızda uygulayabileceğimiz küçük değişikliklerin büyük faydası olabileceğini açıklıyor.

Derin Nefes Alın

Sırtınız dik olarak oturun veya ayakta durun. Yavaş ve derin derin nefes alın. Havanın vücudunuza dolması ile birlikte karnınız şişecektir. Nefes alışınızı hissetmek için elinizi karnınıza koyun. İçinizi mümkün olduğunca havayla doldurduktan sonra birkaç saniye süreyle nefesinizi tutun. Şimdi bir mum üflüyormuş gibi nefesi dudaklarınızın arasından verin. Nefesin vücudunuzdan dışarı çıkarken hissettiğiniz duygu üzerinde yoğunlaşın. Bu işlemi dört-beş kez tekrarlayın ve sonra da birkaç dakika sakince oturun.

Hobilerinizi Günlük Hayatınıza Dahil Edin

Sevdiğiniz işlerle uğraşmak stresi azaltmanıza yardımcı olacaktır. Nelerden hoşlandığınıza karar verin ve bunları düzenli olarak yapmaya çalışın.

Küçük Egzersizleri Hayatınıza Katın

Daha önce düzenli egzersiz yapmadıysanız yavaş yavaş başlayıp giderek seviyesini arttırabilirsiniz. Egzersize, arabanızı gideceğiniz yerin uzağına park etmekle,  asansöre binmek yerine merdivenleri kullanmakla başlayabilirsiniz.

Yaşamınızı Daha Aktif Bir Hale Getirin

Evde bahçe veya ev işleri ile uğraşın. Kısa bir yürüyüş bile stresle baş etmenizde oldukça yardımcı olacaktır. Daha aktif olmak için neler yapabileceğinizin listesini yapın. Her hafta veya iki haftada bir listenize yeni şeyler ekleyin.

Depresyonu Yenmenin Tam Zamanı…

Olumsuz hayat şartları, alınan kilolar gibi birçok sebep ile ortaya çıkabilen depresyon hali, çağımızın hastalığı haline geliyor. Rahatsızlığı kişinin hayattan zevk alamama ve enerji kaybı olarak tanımlayan Dr. Mehmet Yavuz, yaz mevsimi ile birlikte depresyon sebebi olacak olumsuzlukları hayatımızdan çıkarmanın çok daha kolay olacağını önemle vurguluyor ve yapılması gerekenleri şöyle özetliyor...

Pozitif Düşünün

Olaylara çok yönlü bakabilmek, nedenlere takılmadan çözüme odaklı düşünmek, yılgınlık duygusunu asla yaşamamak, yaşanan her olaydan bir ders çıkarmaya çalışmak size iyi gelecek…

Beslenme Alışkanlığınızı Değiştirin

• Sabah kahvaltısı yapın. Öğün atlamayın, ara öğünlerle günlük öğün sayınızı arttırın. Söz gelimi iki tabak yemek yiyecekseniz tabağın birinin yemek değil, salata tabağı olmasına dikkat edin.
• Açık büfe restoranlarından uzak durun. Siparişlerinizi mümkünse tezgâhtaki yemekleri görmeden verin.
• Bol bol su için.
• Mümkünse her gün aynı saatte kalkın.
• Yemeklerden sonra dişlerinizi fırçalayın. Diş fırçaladıktan sonra muhtemelen canınız bir şey yemek istemeyecektir.

Egzersiz Yaşamınızın Bir Parçası Olsun

• Sporu hayatınıza dahil etmek için özen gösterin. Egzersize vakit bulamadığınız ya da kısıtlı zaman ayırabildiğiniz takdirde ise günlük hayatınıza daha enerjik ve aktif hale getirebilecek ufak detaylar katın.
• Açık hava yürüyüşlerini ve oksijenin yoğun olduğu yerleri tercih edin.
• Kısa mesafelerde aracınızı kullanmayın, yürümeye özen gösterin.
• İşyeriniz, eviniz asansörlü ise kullanmayın, merdivenleri kullanın.
• Özellikle masa başı işiniz var ise arada yerinizden kalkıp ofisi dolaşın, gün içinde vücudunuzu hareketsiz bırakmayın.
• Her gün mutlaka duş alın. Önce sıcak, sonra soğuk geçişlerde vücudunuza jimnastik yaptırın. Suyun terapi yapıcı etkisini unutmayın.
Read more ...

Hamile Kalmaya Karar Verdiyseniz...

İnsanın hayatında verdiği en önemli kararlardan birisi çocuk sahibi olmak istemesidir. Hayatının herhangi bir döneminde çocuk sahibi olmayı istemeyen kadın yok gibidir. Ancak bu güç karar verildiğinde hamile kalmadan önce hem ruhsal hem de fiziksel olarak hazır olmak gerekir.

İstanbul Özel Hizmet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Meltem Eğilmez Candangil'in verdiği bilgileri göre, özellikle eşlerin her ikisinin de çalıştığı ailelerde bebeğin bakımı ve duygusal ihtiyaçlarının da karşılanması gerektiği göz önüne alınarak planlama yapılmalıdır.

Bu arada en önemli konulardan biri de anne ve baba adaylarının psikolojik açıdan tam anlamı ile hazır olmaları, herhangi bir psikolojik rahatsızlık nedeni ile tedavi görüyor olmamalarıdır.

Depresyon çağımızın oldukça sık rastlanan bir sorunudur. Anti- depresan ilaç kullanan bayanların hamilelikten korunmaya özellikle çok dikkat etmesi gerekmektedir. Depresyon tedavisinin tamamlanmasından yaklaşık 3-6 ay sonra korunmanın bırakılması tavsiye edilir.

Hamilelik Öncesinde Bunlara Dikkat!

Hamile kalmayı planlayan bir bayanın genel sağlık durumu son derece önemlidir. Hamile adayları için mümkün olduğunca ideal yaşam koşulları istenir. Düzenli alışma ve dinlenme saatleri, uyku saatlerinin yeterli ve uygun koşullarda olması, sigara ve alkol tüketiminin olmaması ve yoğun sigara dumanı olan yerlerde zaman geçirilmemesi önemlidir.

Sigara  bilindiği gibi hemen tüm olumsuz etkilerini damar sistemi üzerinden göstermektedir. Bebeği anne ile ilişkilendiren, onun beslenmesini, oksijenlenmesini sağlayan ve atıklarını boşaltan sistem olan plasentanın tamamen bir damar sistemi olduğu düşünüldüğünde sigaranın hamilelik üzerindeki zararları açıkça görülmektedir. Doğurganlık çağında bir bayanın hiç sigara içmemesi ideal olmakla birlikte en azından hamileliğin fark edilmesi ile birlikte hemen sigara kullanımı bırakılmalıdır. Sigara azaltmak çözüm değildir ve önerilmez. Gebe adayı bir bayanın bilinen hastalıklarının iyi kontrol altında olması çok önemlidir.

Toplumumuzda en sık rastlanan hamileliği komplike edebilecek hastalıklar arasında anemi (kansızlık), diyabet (şeker hastalığı), guatr, kalp romatizması ve doğuştan kalp kapak sorunları gelmektedir. Ayrıca enfeksiyon hastalıklarının bazıları da oluşacak hamilelik için çok ciddi riskler oluşturur. Bunların başlıcaları kızamıkçık, suçiçeği, kabakulak enfeksiyonlarıdır. Bu enfeksiyonlar erken hamilelik döneminde geçirildiğinde bebeğin sakat kalmasına ya da hamileliğin düşükle sonlanmasına neden olabilecek enfeksiyonlardır.

Hamilelik Öncesi Muayene

Normal koşullarda bir bayanın düzenli olarak yılda bir kez jinekolojik muayeneden geçmesi ve temel sağlık taramalarının yapılması gerekmektedir. Bunların başında vajinal smear testi ve meme ultrasonografisi gelmektedir. Hamile kalmaya karar veren bir bayanın ise hamileliğin planlandığı tarihten yaklaşık 3 ay önce kapsamlı bir muayene olması ve bazı tetkiklerin yapılması gereklidir.

Muayene Aşamaları

Anne adayının hamilelik öncesi danışma amaçlı ilk muayenesi adet döneminin hemen bitiminde yapılır. Muayenenin öncesinde detaylı bir hikaye alınır. Bu ilk görüşmede hem anne hem de baba adayının aile geçmişleri sorgulanır, soylarında genetik geçiş gösteren herhangi bir anomali ya da hastalığın olup olmadığı araştırılır. Eşi ve kendisinin aile fertlerini de içeren anamnez sırasında dikkati çeken noktalar ( özürlü ya da ölü doğan bebekler, kronik hastalıklar, konjenital anomaliler, vs.) incelenmek üzere not edilir. Eşlerin özgeçmişleri de genel sağlık durumları ve geçirdikleri hastalıklar konusunda detaylı bir şekilde taranır.

Sonrasında kalp hastalığı, diyabet, karaciğer hastalığı, böbrek hastalığı gibi kronik sistemik hastalığınız olup olmadığını sorgulanır. Bu hastalıkların varlığı hamileliğin size zarar vermesine neden olabileceği gibi bebeğinizin sağlıklı gelişimine engel olabilmesi açısından da önemlidir. Anne adayının fizik muayenesini takiben jinekolojik muayenesi yapılır ve bu sırada smear testi alınır. Yapılan muayenede dikkati çeken noktalar (rahimde şekil anomalisi, vajinismus, pelvis darlığı, polikistik over) var ise bunlar kaydedilir ve incelemeye alınır. Ayrıca miyom, yumurtalık kisti, endometriozis gibi hamileliğe engel olabilecek durumların varlığına yönelik ipuçları aranır ya da daha önceden bu tür durumların varlığı tespit edilmiş ise uygulanan tedaviler ve sonuçları ile ilgili bilgi edinilir. Bazı jinekolojik hastalıklar ve enfeksiyonlar hamile kalmada güçlüğe ya da hamile kalındığında düşüklere neden olabildiğinden jinekolojik öykü son derece önemlidir.

Yaşanılan hamilelikler ile bunların sonuçları ile ilgili bilgiler de önemli ipuçları verebilir. Eğer daha önce doğum yapılmışsa bebeklerin doğum haftaları, doğum kiloları, doğum şekli, eylem ve doğum sırasında yaşanan özellikler değerlendirilir. Eğer daha önceden tekrarlayan düşükler, sakat ya da ölü doğumlar varsa yeniden hamile kalmadan önce bunların nedenlerinin araştırılması ve gerekiyorsa tedavi edilmesi gerekecektir.

Düzenli ya da düzensiz kullanılan ilaçlar hekim ile tartışılmalı, bunların  ve bebeğe olan etkileri sorgulanmalıdır. Öte yandan alerji varlığı ve hangi maddelere karşı allerjik olunduğu da önemlidir.
Read more ...

Makyajla Gelen Tehlike!

Her geçen gün artan estetik kaygılar, güzel görünme isteği, yaşlılık bulgularını gizleme ve daha genç görünme arzusu kozmetik piyasasını canlandırarak, bakım ürünleri yanında, kamuflaj ürünlerinin de gelişmesine neden oldu. 

Özellikle kadınların tercihi olan makyaj malzemelerinin kullanımı yavaş yavaş erkeklerin de tercihi olmaya başladı. Kişisel bakım ürünleri açısından en ön sıralarda yer alan makyaj malzemelerinin ne kadar doğru kullanıldığı tüm dünyada tartışma konusu haline geldi. Bu ürünlerin sağlıklı olup olmadığı bile bilinmiyor. Bilinmeyenler dünyasında en azından doğru yapılması gerekenler konusunda kişilerin bilinçli olması gerekiyor.

Memorial Etiler Tıp Merkezi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Zerrin Baysal'ın verdiği bilgilere göre, makyaj malzemelerinin en büyük yan etkisi alerjik reaksiyonlardır. Özellikle yüze sürülen fondöten, pudra ve far malzemeleri alerjiye daha çok neden olan malzemelerdir. Bu riski engellemek için ne yapmalı?

Önce Test Edin

Bu ürünleri almadan önce test ürünü alıp kullanmakta yarar vardır. Bir ürün 72 saat sonra herhangi bir alerjik reaksiyona yol açmazsa, ilerleyen günlerde alerji gelişme ihtimali düşüktür, ama yine de olabilir. Özellikle hassas deriye sahip olanlar dikkatli olmalıdır.

Makyajla Yatmamak Çok Önemli

Uygulanan ürünler yüzde uzun süre kalmamalıdır. Özellikle yatarken mutlaka bir sabunla yıkanmalı, nemlendirici sürülmelidir. Bu reaksiyonlardan kaçınmak için, aşırı derecede makyaj yapmamak, makyaj ürünlerini kullanmadan önce deriyi temizlemek ve nemlendirmek yine uyulması gereken kurallardır.

Yanlış Makyaj Sivilce ve Siyah Nokta Yapar

Makyajın bilinen en önemli yan etkilerinden biri de komedondur. Gerek “siyah nokta” olarak bilinen açık komedonlar, gerekse de “kapalı komedon” olarak bilinen “beyaz nokta”ların oluşmasında en büyük pay, bilinçsiz kullanılan makyaj malzemelerinindir. Kişi deri tipine uygun olmayan ürünleri kullandığında gözenekler tıkanır, tıkanmış gözenekler içinde biriken yağ yüzde akneye ya da komedonlara neden olur. Cilt tipini iyi bilmek kuru deriye sahipse yağlı ürünler kullanmak, yağlı cilde sahipse su bazlı ya da matlaştırıcı ve de yağ emici ürünler kullanmak gerekir. En iyisi profesyonel kişilerin önerisine uyarak alınan ürünleri kullanmak daha doğrudur.

Cildiniz Nemlendiriciyi Emdikten Sonra Makyaj Yapın

Renklendirici ürünler olan allık, far, maskara, ruj ve diğer ürünlerin kullanılmasında da dikkat edilmesi gereken kurallar vardır. Yüze uygulanan bir nemlendiriciden hemen sonra uygulanacak makyaj malzemeleri ciltte hoş olmayan görüntülere neden olur. Bu yüzden nemlendiricinin emmesini beklemek gerekir.

Ruj Dudağınızı Kurutabilir

Aşırı ve su bazlı rujlar bazen dudakta çatlamalara ve kurumalara neden olur. Bunu engellemek için dudağa ya yağ bazlı bir nemlendirici sürülmeli ya da yağ bazlı rujlar kullanılmalıdır.

Bitkisel Denilen Ürünler Bile Cildinizi Bozabilir

Maskaralar ve farlar, yüzde görülen alerjik reaksiyonların en önemli sebebidir. Bir ürüne karşı gelişen reaksiyon genelde bir başka ürüne karşı da gelişebilir. Bu durum, derinin toleransının düşük olduğunu gösterir. Bazı hassas derili kişiler hayatları boyunca makyaj ürünleri kullanamayabilir. Natürel, mineral, bitkisel ürünler başlığı ile pazarlanan ürünlere karşı bile alerjik reaksiyon gelişebilir. Çoğu zaman yapılan alerji testleri de bu konuda kişilerin toleransız olduğunu gösterir.

İyi Temizlenmeyen Cilt Erken Kırışabilir

Yapılan hataların başında yapılmış makyajın temizlenmemesi gelir. Deride kalan makyaj ürünleri, derinin kalınlaşmasına, erken kırışıklıklara, gözeneklerinin genişlemesine, derinin mat ve homojen olmayan renk değişikliklerine neden olur. Bu yüzden uygun bir ürünle makyajın çıkarılması makyaj yapmak isteyen kişi için gerekliliktir.

Güneş Altında ya da Karlı Havada Makyajla Dolaşmayın

Güneşlenme, uzun yolculuklar, kayma, çok sıcak ortamda bulunma dönemlerinde makyaj yapmamak daha uygundur. Özellikle makyajlı derinin güneşe maruz kalması renk değişikliklerinin en önemli nedenlerinden biridir. Yüzde kahverengi, siyah görünümünde pigment dalgalarının ortaya çıkmasına neden olur.

Yolculuk esnasında yapılmış yoğun makyajlar, kaza ya da oluşabilecek deri hasarlarında enfeksiyona yol açar. Özellikle yoğun sürülmüş maskaralar gözde kornea yırtıklarına neden olabilir.

Arkadaşınızın Makyaj Malzemesini Kullanmayın

Bir başkasının makyaj ürünlerini kullanmamak dikkat edilmesi gereken en önemli kuraldır. Bu sayede kişisel enfeksiyon ajanlarının kişiden kişiye yayılması söz konusudur. Hele kişide açık yara varsa bulaşıcılık riski da ha da artar. Kozmetiklerin yanı sıra kozmetikleri uygulamak için kullanılan fırça, pamuk, sünger gibi ajanların birden fazla kişi tarafından ortak kullanılması, kişiler arası mikropların yayılması açısından büyük bir sorundur.

Makyaj Yapmadan Önce Ellerinizi Yıkayın

Kozmetikler uygulanmadan önce eller mutlaka yıkanmalı, uygulanacak deri mutlaka temiz olmalıdır. Uygulama aparatları mümkünse tek kullanımlık olmalı, fırçalar ise temizlenmeli ve de sık sık değiştirilmelidir.

Makyaj Malzemelerinizi Doğru Muhafaza Edin

Ürünler kullanım talimatına göre uygulanmalı, kapakları sıkıca kapatılmalı, sıcak ortamda tutulmamalı (özellikle araç içinde ) , kullanım zamanı geçmiş ürünler atılmalıdır. Güneşe ve sıcağa maruz kalmış ürünler, koruyucu maddelerini kaybederler. Bu da ürünün kullanım zamanının azaltır. Erken bozulmasına, bakteri üremesine neden olur.

Cilt Yaralarınızı Makyajla Kapatmayın

Deri bütünlüğünü bozan yara, sıyrık, enfeksiyon, ekzema gibi bir durum varsa bu bölgelere makyaj yapmaktan kaçınmak gerekir. Aksi takdirde enfeksiyon gelişebilir yada problemin daha da şiddetlenmesi söz konusu olur.

Çocuklarınızı Makyaj Malzemelerinizden Uzak Tutun

Özellikle çocukların çok erken yaşta başlayan süslenme istekleri, zararlı olabilecek sonuçlar doğurabilir. Bu yüzden küçük çocukların makyaj ürünlerinden uzak tutulması doğru olacaktır.

Güzel görünmek herkesin hakkı, fakat bunu sağlarken deriye zarar vermemek gerekir. Bu yüzden aşırıya kaçmadan kişiye uygun ürünlerin kullanılması zarar verici bu uygulamaları minimuma düşürecektir.
Read more ...

Gönül mahkemem ve karar

Yakın zamanda yaşadığım bazı olaylardan sonra ruh mahkememi kurmanın zamanının geldiğini ve acil olarak yapılması gereken duruşmadan sonra yine yıldırım hızıyla alınan kararları bir an önce uygulamam gerektiğini anladım. 

Öyle ya zararın nersinden dönersem kardır diyordu içimdeki farkındalığını bekleyen ben... Beden sağlığım ve içimdeki benin yani ruh sağlığım için bir şeyler yapmam gerekiyordu.

Aslında zaman zaman hepimizin üstünde sanki kara bulutlar dolaşır, omuzlarımız düşer, gözlerimizdeki ışık söner, beklentilerimiz umutsuzluğa dönüşür ya; dipsiz kuyular içinde sesimizi kimse duymaz olur! Çığlıklar beynimizi boğarken, sessizliğimiz aslında kalkanımızdır zannederiz..

İşte şimdi karar zamanı: Hayır demek bencillik değilmiş yanılgı bir, hayat kısa ve zamanda hızlı akıyorsa mutluluk beklenmez işte o an da yakala, başkalarının ne düşündüğü değil, benim ne hissettiğim önemli. Bunu önce kendim kabul edersem çevremde kabul eder ve saygı duyar. Hayatımızdaki radikal değişikliklerin çoğu aslında aldığımız ani kararların sonucudur. Bu alınan kararlardaki başarı ya da başarısızlık ise uygulamdaki istikrara ya da istikrarsızlığa bağlı. Şikayet etmek mazeretler üretmek işin en kolayı olduğu için ee bizde tabii onu seçeriz. Bizi sorumsuzluğa iten, işte bu başarısız olduğumuz anda ki kendimize acıma duygumuzun sağlamlığı olmalı :)!

Hayır diyebilmenin asilliğinden nereye geldik?! Nerde kalmıştık arkadaşlar? Ben ve çevremde tanıdığım, hani tabiri caizse dertleştiğim tüm dostlarım hep aynı şeyden yakınır"bir hayır diyebilsem, bu kadar üzülmeyecektim!" Haklı başta kullanacağı beş harfli bir kelime şuan ki kendiyle yaptığı bu savaşa mani olacak, yaşama sevincini, umudunu ve insanlara olan güvenini sarsmayacaktı. Hayır diyemediği gün aslında bugün akıttığı göz yaşlarını birktirmeye başlamıştı bile. Zaten birilerini mutlu etmek için gönülsüz dediğimiz her evet önce bizi sonra çevremizi mutsuz etmek için kendi dinamitimiz olacaktır. Eşimi, çocuklarımı, arkadaşlarımı, annemi babamı, kardeşimi liste uzar gider ; sevdiklerimizi mutlu etmek için önce kendimizi mutlu etmemiz gerktiğinin farkındalığını anladığımız gün gönül bahçemizdeki gül kokulu huzura ilk adımı atmış oluruz derim:) ve uygulamaya başlayan biri olarak ruhumun ve evimdeki huzurun tadını anlatmaksa ayrı bir yazı konusu olur inanın bana.

Hani demiştik ya ruh mahkememizdeki alınan acil kararlar var diye... İşte bu radikal kararlar arsında ikinci sırayı kendimizi affetmek geliyor. Affetmenin getirdiği rahatlama, üzerindeki attığın yükün getirdiği o kuş misali muhteşem hafifleme. Bu hediyeyi önce kendimize sunmalıyız. Geçmişte yaptığım hatalarım için önce içimdeki beni affetmeliyim. Keşkelerin aciz teslimiyetçiliğinden sıyrılıp, o gün için doğru olan buydu diyebilmeli, bu günün doğru karaları için önümü açabilmeliyim. Geçmişin pişmanlıklarına takılmak bu günümü ve yarınımı gölgeleyen ruhumu karanlığa boğan bir mutluluk yok etme canavarı. Zafer için önce düşmanı tanımalı sonra savaşmalı insan değil mi?:)

Eee aynalara gülümseyerek bakmaya başladıysam, ruh sağlığım da yerinde bitti mi hayır! Şimdi bu güzel dünyanın, varlığımın ve çevremdeki tüm sevdiklerimin hakkını vermek, onlarla daha uzun kalabilmek için beden sağlığımı korumalıyım:). Artık sağlığıma daha dikkat etmeliyim! Doktora gitmeyi, düzenli spor yapmayı ihmal etmemeliyim. Şu uyku saatlerimde artık düzene girmeli. Mazeret üretmeden bakınca aslında, spora da, sinemaya da, tiyatroya da zaman kalıyor. Şİmdi hayat bu kadar kolay mı diyen iç seslerinizi duyar gibiyim. Yurtta, dünyada yüzlerce sorun varken, sen pembe gözlükler mutluluk oyunu oynamaya çalışan sözde Pollyanna! Pek doğru haklısınız. Şu da bir gerçek ki ilk duyduğumuzda yüreklerimizi dağlayıp bizleri kahreden her şey, kendimizle ilgili başka bir sorun karşında eriyip yok olabilir. Ta ki başka bir hatırlatmaya kadar. Madem durum bundan ibaret diyorum; elbette duyarsız kalmadan içinde bulunduğumuz evrene ve getirdiklerine, aldığımız her nefesi hakkını vererek, varabildiğimiz kadar keyfine vararak geçirmeye çalışmalıyız. Mazeretlerimizin esiri olmadan...
Dilek YAKA

Benim bu duruşmalarım uzun sürüyor arkadaşlar. Sizleri daha fazla sıkmadan hayatımdan ve hayata bakış açımdan kesitleri içimden geldiği gibi sizlerle paylaşmaya devam edeceğim:) Sizler de isteyip, fikirlerinizle beni aydınlattığınız sürece:).

Gülümsemenizin aydınlattığı umut çiçekleriniz solmasın.

* Dilek YAKA


© Copyright, Sağlık TV özel haberidir, izinsiz kullanılamaz.
Yazarımıza mail atmak için tıklayınız.,

Read more ...